Gölet'i sahaftan aldım, okumaya başladığımda otobüs yolculuğundaydım. En sevdiğim şeylerden biri kadınların iç dünyasını tüm gerçekliği ile okumak olduğu için yolculukta şipşak bitiririm diye düşünmüştüm. Fakat kitabın çok da akıcı olmadığını fark ettim. Karakterimiz gün içinde gördüğü, düşündüğü, deneyimlediği her şeyi evine misafir olmuş bir yakın arkadaşıymışız misali anlatıyor bize. Sonra sonra fark ettim bu ki kitabı öyle bir kerede okuyup bitirmeye çalışmak ona yapılacak çok büyük bir haksızlık olur. Çünkü her gece uyumadan bir veya iki bölüm okuyup, okuduklarım üzerine düşünürken yavaşça uykuya daldığımda anladım kitabın tadının böyle çıktığını. Aceleye gelecek bir kitap değil, aksine kitabın kendisi gibi acelesiz ve gözlemci olmak gerekiyor okurken.
Kitapta kendimin bir yansımasını bulduğum çok an oldu. Hayatın koşturmacasında aklımızda beliren derin düşünceler olur ya, anlamsızdır ve bir sonuca da bağlanmaz bu düşünceler ama dalar gideriz. İşte bu kitabı okurken tam olarak bunu hissettim. İnsan olmanın ne garip ne eşsiz olduğunu bir daha hatırladım. O eve gitmek istedim, o manzarayı izlemek istedim. O tuvalet fayanslarını sarıya boyarken yanında oturup sohbet etmek istedim. Bennett nesnelere öyle bir yoğunlaşıyor ki, nesneler nesne olmaktan çıkıp karakter kazanıyor. Kendisine "yazarın yazarı" denmesinin en büyük sebebi de budur bence.
Zaman zaman etrafı derinlemesine gözlemler, insanları izlerim. Hareketleri, bakışları, mimikleri bana film gibi gelir. Onlar gözlemlendiklerini fark etmezler bile ama ben onlar hakkında düşünür dururum. Bazen bir sonuca varırım bazen de sadece bu sessiz tanıklığın tadını çıkarırım. İşte eserde tam da bu yönümü paylaştığım, benimle aynı frekansta düşünen bir karakterle tanıştım. Ben de başkaları ânı yaşarken, zihnimdeki o farklı