Yazık! Kimse bize sonsuzluğun kendi ömrümüz olduğunu öğretmedi. Hiçbir zaman bilemeyeceğimiz bir sonrasızlık ardında elimizdeki tek bilineni bunca aşağılamamız, suç ve günaha boğmamız ne kadar acı ve aptalca.
Sevmek, yaşamın bizi sürüklediği uçurumun kıyısında tutunduğumuz o incecik gelincik sapı, ölümle dirim arasındaki baş dönmesidir. Üstümüze yürüyen duyarsızlığın o siyah ordusuna karşı, yürek çarpıntılarından oluşturduğumuz ışıklı bir korunaktır. Sevmek, bizi onaran, acısından bile haz aldığımız belki de tek incinme, bütün hüznü iyimserliği ve ikircimine karşı, sesimizin en duru aktığı yataktır.
Hiçbir ayrılık gitmekle özdeş değildir. Gerçek ayrılık tam anlamıyla bir unutuşla başlar. Yalnız bizim değil, bizi bilenlerin de unutuşuyla . O yerden, o mekandan, o insandan bizde süren, bizi oluşturan ne varsa, hepsinin belleğimizden, hayatımızdan silinip gitmesiyle...