Çok karmaşık duygular içindeyim bu kitap hakkında. Bir yandan konusunu düşünüyorum, basit görünen hikayesine karşın sonlarına doğru yaptığı ters köşeleri; öte yandan da kitabın neredeyse tamamındaki yüzeyselliğini. Kafamda bunlar çarpışıp duruyor. İyi bir roman mı Mutluluk Yaka Paça? Hayır. İlgi çekici bir roman mı Mutluluk Yaka Paça? Evet. Ama en nihayetinde iyi bir roman olmadığı için, ilgi çekiciliğini de göz ardı etmem gerekiyor.
Romanımız pilot olmak isteyen Arif'in psikolojisinin pilot olmaya uygun olup olmadığının tespiti için yapılan heyet toplantısını merkeze alıyor. Romanın ilk başında Arif'in karıncalarla konuştuğu ve kendi yazdığı bir bölüm okuyoruz. Heyetin kafasını karıştıran da Arif'in bu yazdıkları. Karıncalarla konuştuğunu iddia eden biri uçak uçurabilir mi sorusunun peşinden Arif'i tanımaya çalışıyorlar. Bu karıncalı kısım, yukarıda da bahsettiğim üzere "ilgi çekici" gelebiliyor okura. "Aaa, nasıl ilginç bir karakter, babası tarafından sevgi görmüyor, içine kapanık; karıncalarla konuşmaya başlamış..." şeklinde düşünceler belirebilir kafanızda. Ya da sonrasında heyet görüşmesi esnasında Arif'in adeta bir Sherlock Holmes kesilip doktorlar hakkında tahmini imkânsız tespitlerinin doğru çıkması sizi etkileyecek gibi olabilir. Ancak ortada iyi bir roman olmadığı için, bu ilgi çekicilik yüzeysel kalıyor. İyi değil derken kast ettiğim, romanın piyes-vari havası. Konuşmalar yapay, tahliller yüzeysel. Her şey iyi olan şeylerin bir taklidi gibi. Özenle yapılmış bir yemek yer gibi değil de, çekirdek çitler gibi bir deneyim Mutluluk Yaka Paça'yı okumak. Önemsenmemek üzere okunduğunda kusurları göz ardı edilebilir hâle geliyor. O yüzden sayfalar, roman sürükleyici olmasa da, hızla geçip gidiyor elinizin altında. Sizi durup düşündürecek pek bir şey yok.