Bazı romanlar büyük olaylar anlatmaz; birkaç evin, birkaç insanın ve dar bir avlunun içine sığdırdığı hayatlarla insanı derinden sarsar. Orhan Kemal'in Evlerden Biri adlı romanı da tam olarak böyle bir eser. İlk bakışta sıradan insanların gündelik yaşamlarını anlatıyormuş gibi görünse de sayfalar ilerledikçe, insanın içindeki yalnızlığı, umutlarını ve çaresizliğini bütün çıplaklığıyla ortaya koyuyor.
Orhan Kemal'in en büyük başarısı, kahramanlarını ne tamamen iyi ne de tamamen kötü göstermesidir. Romandaki herkes kendi yaralarıyla, hayalleriyle ve korkularıyla yaşayan gerçek insanlar gibidir. Bu nedenle kitabı okurken karakterleri yargılamak yerine onları anlamaya çalışıyor, hatta bazen kendinizi onların yerine koyarken buluyorsunuz.
Evlerden Biri, yalnızca bir aile hikâyesi değildir. Aynı zamanda insanların "yuva" dediği şeyin bazen nasıl bir sığınağa, bazen de görünmez bir hapishaneye dönüşebildiğini anlatır. Kapalı kapıların ardında biriken kırgınlıklar, söylenemeyen sözler ve ertelenen mutluluklar romanın her satırına sinmiştir.
Orhan Kemal'in sade ve akıcı dili, romanın en güçlü yanlarından biri. Gösterişli cümlelere ihtiyaç duymadan insan ruhunun derinliklerine inmeyi başarıyor. Bu yüzden kitap, yıllar önce yazılmış olmasına rağmen bugün de güncelliğini koruyor. Çünkü değişen zamanlara rağmen insanların özlemleri, korkuları ve sevilme ihtiyaçları pek değişmiyor.
Evlerden Biri, bana bazen en büyük fırtınaların kalabalık sokaklarda değil, aynı avluyu paylaşan birkaç evin içinde koptuğunu düşündürdü. Romanı bitirdiğimde aklımda kalan şey olaylardan çok, o insanların sessizce taşıdığı hayat yükü oldu. İşte bu yüzden Evlerden Biri, yalnızca okunan değil, uzun süre insanın içinde yaşamaya devam eden romanlardan biri.