Bir oturuşta hemen bitebilecek bir kitabı hayatın yoğunluğu ile yayarak okudum, sindirdim.
Veronika hayatının monotonluğu ve anlamsız buluşuyla intihara kalkışıyor ancak gözlerini bir akıl hastanesinde açıyor. Dr. Igor bu vakayı insan ruhundaki “acılaşma”yı kanıtlama çabasının bir parçası hâline getiriyor. Tüm bunlar olurken Veronika’nın “sayılı günlerinde” ölüm bilinciyle hayatını daha yoğun duygularla yaşamasını ve yeniden doğuşunu okuyoruz.
Yazarın otobiyografik romanını okuyoruz. Okurken oradan oraya savruldum çünkü Dazai ne kadar maskesini takarak yaşamış olsa da kitabı o kadar maskesizdi ki… Her şeyi tüm çıplaklığıyla okuyoruz ve neredeyse hiçbir şeyin nedenini öğrenemiyoruz. Kavrayabileceğimiz tek şey “ne” olduğu, “neden” olduğu değil.
Kitabın sonunda barda çalışan Madam; onun çok nazik, ince, iyi bir çocuk olduğunu söylüyor. Ancak biz kitap boyunca bunun tam tersini okuduk. Belki de o, aslında insanlar için gerçekten de böyle bir konumdaydı. Zararsız bir ruhtu ama o kendi zihninde bir cehennem yaratıp insanlığını yitirdi.