"Hz. ibrahim babasını değiştiremedi. Hz. Nuh oğlunu değistiremedi. Hz. Lut esini değiştiremedi. Hz. Asiye kocasını değiştiremedi. Hz. Muhammed (a.s.) amcasını, yani en yakının değiştiremedi. Bunca örnek varken; 'Değişirler' diye umut edip bekleme. Değişmez bu insanlar, degişmez bu düzen..."
Eskiden papatya falı bakardık. Seviyor mu sevmiyor mu diye. Artık onun da bir önemi kalmadı. Seviyor çıksa bile nasıl seviyor asıl önemli olan o. Sorsan herkes seviyor birbirini, çoğu insan aşığım diyerek geçiniyor. Öyle boşaltmışlarki aşk kelimesinin içini birkaç günde seven hevesleriyle hareket edip birkaç güzel laf söyleyen aşk zannediyor bunu. Kendini de karşıdakini de bunun aşk olduğuna inandırıyor. Ama ufacık bir rüzgar esse kırılıyor heves dalları. Aşk zannedilip o dallarda açmaya çalışan çiçekler, daha açamadan o heves dallarıyla birlikte yok oluyorlar.Oysa aşk böyle bir şey değil, hiçbir zaman da olmadı. Sadece insanlar bunu basitleştirdiler.
"Tutku, zehirli bir sarmaşık gibi ruhu sardığında, kişi aslında aşkı değil; kendi yokluğunun yarattığı boşluğu, egosuyla yeniden inşa edip ona tapınmaktadır."
Ne yapmak gerek peki?
Sağlam bir arka mı bulmalıyım?
Onu mu bellemeliyim?
Bir ağaç gövdesine dolanan sarmaşık gibi
Önünde eğilerek efendimiz sanmak mı?
Bilek gücü yerine dolanla tırmanmak mı?
İstemem!
Herkesin yaptığı şeyleri mi yapmalıyım Le Bret?
Sonradan görmelere övgüler mi yazmalıyım?
Bir bakanın yüzünü güldürmek için biraz şaklabanlık edip,
Taklalar mı atmalıyım?
İstemem! Eksik olsun!
Her sabah kahvaltıda kurbağa mı yemeli?
Sabah akşam dolaşıp pabuç mu eskitmeli?
Onun bunun önünde hep boyun mu eğmeli?
İstemem! Eksik olsun böyle bir şöhret!
Eksik olsun!
Ciğeri beş para etmezlere mi “yetenekli” demeli?
Eleştiriden mi çekinmeli?
“Adım Mercuré dergisinde geçse” diye mi sayıklamalı?
İstemem!
İstemem! Eksik olsun!
Korkmak, tükenmek, bitmek…
Şiir yazacak yerde eşe dosta gitmek.
Dilekçeler yazarak içini ortaya dökmek?