“Bizimkilerden öğrendiğim bir şey varsa, o da çocuk yapmamak gerektiğidir,” diyor Anna abisi Sandro’ya. Çünkü o yaralı bir çocuk. Dağılmış aile yaşantısı onları derinden etkilemiş.
Kitap, üç farklı bölümden ve üç farklı anlatıcıdan oluşuyor. Vanda’nın, 12 yıllık eşi Aldo’ya 1974 ile 1978 yılları arasında yazdığı mektuplarla başlıyor.
Evliliğin, duyguları sabitlediğine, bir başkasına asla bir şey hissedilemeyeceğine inanan bir kadın Vanda. Başka bir kadın için terk edildiği gerçeği onu paramparça ediyor haliyle.
Bu noktada toplumun dayattıkları hissediliyor. Hani şu her aldatılma olayında kadını bakımsızlıkla suçlayan sevgisiz ve korkunç bakış açısı...
“Yenilenmem lazımdı,” diyor Vanda kendini suçlarken. “İyi bir eşten ve başarılı bir anneden daha fazlası olmalıydım.”
Peki ama neden?
Bunun bir karakter meselesi olduğunu, asla terk edilen bir kadının (veya erkeğin) bu durumda suçlu bulunamayacağını haykırası geliyor insanın bu satırları okurken.
İkinci bölümde bir anda kendinizi 40 yıl sonrasında buluyorsunuz. Bu kez anlatıcı Aldo.
Peki çocukluğu darmadağın geçen Sandro ve Anna ileride neler yaşıyor?
Çocukluk yaralarını 50’li yaşlarına kadar iyileştiremeyen iki çocuğun hikayesi nasıl sonlanıyor?
Bu soruların cevaplarını ise üçüncü bölümde Anna’nın anlattıklarında buluyorsunuz.
Bağlar, İtalyan yazar Domenico Starnone’nin Türkçe’ye çevrilen ilk kitabı.
Yazar ülkesinin en prestijli ödüllerinden Strega Edebiyat Ödülü’nün sahibi.
Konu ve dil oldukça akıcıydı. Psikolojik detaylarla ilgilenmeyi seviyorsanız okuyun derim.