Onu düşünmekten kendimi alamıyordum. Şimdi acının ne olduğunu gerçekten biliyordum. Ayağını bir cam parçasıyla kesmek ve eczanede dikiş attırmak değildi bu. Acı, insanın birlikte ölmesi gereken şeydi. Kollarda, başta en ufak güç bırakmayan, yastıkta kafayı bir yandan öbür yana çevirme cesaretini bile yok eden şeydi.
"Daha çok anlat,"dedim.
"Hoşuna gidiyor mu?"
"Çok. Elimden gelse, seninle sekiz yüz elli iki bin kilometre hiç durmadan konuşurdum."
"Bu kadar yola nasıl benzin yetiştiririz?"
"Gider gibi yaparız."
...
- Öyleyse neden bizim eve gidip, babamdan beni sana vermesini istemiyorsun?
Öyle duygulandı ki, doğrulup oturdu: yüzümü avuçlarının arasına aldı.
- Benim küçük oğlum olmayı ister misin?
- İnsan doğumundan önce babasını seçemez. Ama seçmek elimde olsaydı seni isterdim.