Hiç fark ettiniz mi, hatır ve gönül bilmeyi birlikte düşünürüz. Gönlü bilen hatırını da bilir veya hatır bilmeyenin gönlü bilmesi beklenmez. Her ikisiyle de işaret ettiğimiz, kıymettir; değerli olan ziyan edilmemesi gereken. Kâmet, duruş; kıyam, ayağa kalkmak, istikamet ise düz gitme, dik durma anlamlarına gelir. Kıymet bilen, istikamet üzere dümdüz giden, sapmadan ve saptırmadan kıyamda duran kişiye dost deriz. Onunla hatıralar biriktirir, birbirimizin hatırı için zorluklara katlanmayı eziyet görmeyiz. Çünkü ‘’Dostluk, tutunmaktır, hatırda tutmak ve hatır tutmak.’’ Elbette tutunmakla bedbaht olmayacağımız yegane dost Allah’tır.
..
Hiç yola çıkmamış olan, yürümeden nereye varacağını kestiremez. Doğru yerden geri dönebilmek için bile bir miktar yol almış olmak gerekir. Bazen de ilerleyişimiz geri geri adımlarla mümkün olur. Geriye çekildikçe kendimize yaklaşmışsak, yola devam etmemek gerektiğini anlarız. Anlamak, aşamayla vardır. Durmak, yürüdükçe anlaşılır. Öğreniriz ki yol tecrübedir. Sonraki seferlere çıkmadan fikir sahibi oluruz böylece. Macera aramakla, yolculuk yapmak başka şeylerdir. Biri savururken biri mücadele etmeyi, durmayı, geri dönebilme erdemini öğretir. Dağlara çıkanlar, durması gereken yeri aşarlarsa soğuk sebebiyle donan elleri, ayakları kesilmek zorunda kalır. Demek ki ne dağların yamacında, ne gecenin kuytusunda insan kendisini kaybetmemeli. Çünkü kaptırıp gitmekle ancak kendimizden götürdüklerimiz çoğalır.*
...
İnsan yaşadıkça öğrenir; ilerlemek, yol almak her zaman yürümekle olmuyor. Durmak, susmak, görmemek gözünün içine bakan ayıbı utandırmamak için. Hatırlandıkça saplanan bir bıçak olmamak için, bütün keskinliğimizle durmamız gereken yamaçlar vardır. İşte oralarda yürümek, cinayettir.
...
Demek ki akla düşenle insanın uyandığı oluyor. Uyanmak