tekrar okumaya da başlamıştı içlerinden tuhaf koyuluktaki melankolik çiçeklerden yayılan ağır uyuşturucu kokular gibi hüzün fışkıran o muhteşem kitaplara yine yakınlaşmıştı
kaderi içinde barındıran boş anlamsız saatler vardır bunlar hemencecik kaybolmak üzere gelen karanlık kayıtsız bulutlar gibi yükselirler ama gitmezler inatla ve ısrarla orada dururlar ve kara bir duman gibi yükselir dağılıp uzaklaşarak yayılırlar sonra donuk kasvetli bir grilikle hayatın üzerine kapanıp kalırlar
erika hayatı hiç tanımadığı aksine asılsız bir rüya gibi yaşamış olduğu için hayat hakkında düşündüğü yoktu bu yüzden geleceğe ilişkin her türlü korku ve endişeden de yoksundu;sanatsal güzelliğiyle ve içten saflığıyla iyimserlik aşılayan bu sevginin bu şehvetten uzak onurlandırıcı sevginin yumuşak ve mutluluk verici tınılarla süreceğine inanıyordu
resimler ve kitaplar,manzaralar ve müzik parçaları onunla konuşurlardı cansız eşyalarda renkli hakikatler görme eğiliminde olan çocukluğun şairane hazinesini yitirmeyen o kızla konuşurlardı ve aşk gelinceye değin bunlar erika'nın tek başına yaşadığı şölenler olmuştu
erika bu gündüz düşlerinde kendi kendine açılmayı severdi çünkü ruhu dile getirilemeyen sözcüklerin basıncıyla olgunlaşan meyvelerinin ağırlığını zor taşıyan bir ağaç dalı gibi sarsılıyor olsa da aşırı denebilecek utangaçlığı başkaları karşısında ruhsal yaşantısına dair bir imada bile bulunmasına izin vermezdi