Dolayısıyla mutlaka inançlarınız olsun ama bunlara körü körüne bağlanmayın. 'Doğru' olsalar da olmasalar da bütün inançların aslında düşünceler( örneğin kafanızın içindeki sözcükler) olduğunu unutmayın.
Zihnimiz bizi sürekli olarak geleceğe götürür: endişe eder, felaket senaryoları kurar, en kötü olasılıkları düşünürüz. Neden mi? Zihniniz sizi eyleme geçmeye hazırlıyordur. "Dikkat et. İncinebilirsin. Kendini koru," der.
Zihnimiz bizi bir yandan da sık sık geçmişe götürür: derin düşüncelere dalar, geçmişteki acı verici olayları düşünüp durur, kendimizi (ya da başkalarını) yaptığımız (ya da yapmadığımız) şeyler için suçlarız. Zihniniz geçmiş olaylardan ders almanıza yardım ediyordur. " Kötü olaylar yaşandı. Benzer bir şey bir daha yaşanırsa, geçmiş deneyiminden ders alıp hazırlıklı olman ve ne yapacağını bilmen gerekir," der.
Birinci Bölüm'de sözünü ettiğim nedenlerden dolayı, hepimiz bir sürü olumsuz düşünceye sahibiz. Hatta araştırmalar düşüncelerimizin yaklaşık olarak %80'inin belirli bir dereceye kadar olumsuz olduğunu göstermektedir. Dolayısıyla sizin zihninizde de bir sürü olumsuz düşünce varsa, aramıza hoş geldiniz.
Hayatımızı nasıl daha iyiye götüreceğimize yönelik tavsiyeler bize dört bir yandan geliyor: anlamlı bir iş bul, şu harika egzersizi yap, doğada vakit geçir, bir hobi edin, bir kulübe katıl, hayır işleri yap, yeni beceriler öğren, arkadaşlarınla eğlen gibi. Diğer taraftan bunları bizim için önemli ve anlamlı oldukları için yaparsak, tüm bu aktiviteler gerçekten de yoğun bir tatmin hissi verebilir. Ama bunları daha ziyade hoş olmayan düşünce ve duygulardan kaçmak için yaparsak, pek de ödüllendirici olmayacaklardır. Neden mi?
Çünkü tehdit edici olduğunu düşündüğümüz bir şeyden kaçmak için çabalarken yaptığınız bir şeyden keyif almanız zordur.