Hanne'nin kızının, yarının dünyası diye bir derdi olmadı. "Yarın ne yesem?" diye bir derdi olmayınca Allah, ona sabah akşam rızık gönderdi. Yanında çeşit çeşit yiyeceklerin olması, Hz. Zekeriya'yı bile şaşırttı. Hanne'nin kızının:"Yarın hangi imkanlarda yaşayacağım?" diye bir derdi de yoktu. Allah da onu, mabette konaklattı.
Dünyada iken imanın tadı ibadetlerdeki lezzetle ortaya çıkar. Büyük alimler, bu konuda şöyle derler:"Yaptığın ibadette kalbinden bir tat görmezsen kalbini sorgulaman gerekir. Çünkü bir amel, mutlaka sahibine geri dönüş bırakmalıdır. Eğer sana ibadetlerden lezzet almak gibi bir geri dönüş olmuyorsa bu amelin, eksik ve kusurlu demektir. Dönüp o lezzeti aramalısın. Çünkü eğer bir eksikliğin olmasaydı, Allah ile beraber olmak sana lezzetli gelirdi."
Bir başka hadisinde:
"Bir kişi namazını kılınca, kendisine namazdaki dikkatine göre; namazın onda biri, dokuzda biri, sekizde biri, yedide biri, altıda biri, beşte biri, dörtte biri, üçte biri ve yarısı kadar sevap yazılır. Ancak bilerek huzur ile kıldığı kısmı yazılır" buyurmuştur. Pek çok İslam alimi, her namaz için en azından bir müddet de olsa huşunun ortaya çıkması gerektiğini söylemişlerdir.
Namaz kılan ve dua eden bir grup Müslüman üzerinde yapılan bir araştırma, huşu içinde yapılan duanın ve Allah'ı düşünmenin, beynin ön lobuna seksen defa daha fazla kan banyosu yaptırdığını, bu nedenle namaz kılan insanlarda şahsiyet bozukluklarına çok az rastlandığını, hatta bu insanların daha uzun ömürlü olduğunu ve hafıza kaybına uğramadıklarını ortaya koymuştur.