Rivayetlere göre Hz. Ömer, insanlara canlarının çektiği her şeyi yemelerini yasaklamıştır. Çünkü insanın canının her çektiği şeyi yemesi, nefsini kuvvetlendirip iradesini zayıflatır. Bazı özel manevi makamlar, ancak canının çektiği her şeyi yemeyenlerin ulaşabileceği makamlardır. Önüne hazırlatılan çeşit dolu yiyecekleri reddederek:"Biz böyle yemedik. Müslüman olduğum günden beri doyuncaya kadar yemek yemedim" diyen İbni Ömer, ibadetler de elde ettiği kuvvetini buna borçlu olduğunu söylemiştir.
Rasulullah(sav), yedi yaşındaki torunu Hasan'a beş vakit namaza dikkat etmesi konusunda titizlikle uyararak şöyle buyurmuştur:"Hasan! Beş vakit namazını aksatmadan kıl. Sana şüpheli gelen her şeyi terk et. İçinde şüphe uyandırmayan şeye yönel. Çünkü doğruluk, insanın gönlüne huzur verir. Yalan ise huzursuzluk uyandırır."
Bir namaz vaktinde sahabeler camide saf tutmuş Rasulullah'ın(sav) gelip namaz kıldırmasını bekliyorlardı, ancak uzun bekleyişten sonra Rasulullah'ın(sav) gelmediğini gören sahabeler, endişelenmeye başladılar ve birkaç kişi, Rasulullah'ın neden gelmediğini araştırmak üzere camiden çıktı. Ancak Rasulullah'ı(sav) caminin arkasında çocuklarla oyun oynarken gördüler. Rasulullah'ın (oyun icabı) bir deve gibi çocukları birer birer sırtına bindirip gezdirdiğini gören sahabeler, ilk önce ne yapacaklarını şaşırdılar. Ancak daha sonra Rasulullah'a(sav) yaklaşıp: "Ya Rasulullah cemaat namaz için sizi camide bekliyor" dediler. Bunun üzerine Rasulullah(sav) çocuklara dönerek şöyle buyurdu: "Çocuklar, devenizi kaç cevizle değiştiriyorsunuz?". Her birisi bir rakam söyledi. Rasulullah(sav) da sahabe ye dönerek şöyle buyurdu: "Çocukları duydunuz, şimdi gidin de ceviz getirip beni alın."
Yaygın kanaate göre insanların, acılarla olgunlaştığı düşünülür ama aslında insanlar mutluluk zamanlarında olgunlaşırlar. Mutluluk zamanlarında yakalanan iç huzuru, sıkıntı zamanlarında acıya tahammül edebilmemize sebep olur. Karanlığa, aydınlığın mutlaka geleceğini düşünerek tahammül ederiz. Bu nedenle insan aslında mutlu iken olgunlaşır.