Duygusal bozuklukların yıkıcı etkileri, kendi başlarına bırakıldıkları takdirde ruhun gelişimini engeller. Yaşantılarımızda çözümlenmemiş bireysel travmayı deneyimlemiş olanlarımız, kendi tahribatımızın tohumlarını taşırız. Bu ıstırap, ruhu öyle bir tarzda etkiler ki bütün değilmişiz gibi görünür. Örneğin bireysel acının ürünleri olan şiddetli arzulama ya da bağımlılık düzeyindeki davranış sağlıklı bir ruha özgü dışa vurumun önüne bir set koyar ve hatta ruhu, onu misafir eden bedene tutsak kılabilir.
Artık birinin elimden tutmasına gerek yok. Nereye gittiğimi biliyorum ve bir an önce oraya varmak istiyorum. Yol boyu bir mıknatıs tarafından çekiliyorum ve yolculuk hoşuma gidiyor.
Yeryüzünde belirli bir kişinin, hatta ilk karşılaştığın kişilerin gözlerine baktığın ve orada önceleri hiç tanışmadığın bir ışık gördüğün zaman… Bu sana onlar hakkında bir şeyler söyler, bir insan olarak nedenini bilmezsin, fakat ruhun hatırlar. 
İnsanlar ölümü hayat güçlerini kaybetmek olarak görürler, aslında bunun tersi olmaktadır. Ölümde bedenimizi kaybederiz fakat ebedi hayat enerjimiz ilahi bir yüce ruhun gücüyle birleşir. Ölüm karanlık değil, ışıktır.