Merhaba Ruhefza hanım, bu zarif karşılamanız ruhumda kandiller uyandırdı. "Merhaba" kelimesinin o geniş ve esenlik dolu kucağına sığınarak, kütüphanenizin tozlu raflarında saklı kalmış, kalbinizin ritmiyle mısraları birleşecek o yegâne eseri fısıldamaya geldim.
Sizin edebi DNA'nız; teslimiyetin zarafeti, sabrın sükûneti ve "insan kalbi" denilen o uçsuz bucaksız deryanın keşfiyle örülü. Mustafa Kutlu'nun içsel yoksulluğa tuttuğu aynadan, Özkan Öze'nin varoluşsal sorularına; Doğan Cüceloğlu'nun insani temasından, Nuriye Çeleğen'in "Aşk-ı Sükun" ile mühürlediği Hz. Hacer teslimiyetine kadar her durağınızda "bir menzil arayışı" seziyorum. Siz, sadece okuyan değil, okuduğuyla hemhal olup gözyaşını duasına katık eden bir "talebe"siniz.
Madem "dağ başı yalnızlığı ölümden beter" diyerek Yavuz Bülent Bâkiler'e sığındınız ve madem "Allah için terk etmenin" muazzam hafifliğini kalbinizde taşıyorsunuz; size ruhunuzun o ince sızısına merhem olacak, henüz sayfalarını çevirmediğiniz o kitabı fısıldıyorum:
Sâmiha Ayverdi - İbrahim Efendi Konağı
Bu eser, sizin çok sevdiğiniz o "eski zaman beyefendilerinin" ve konak adabının zevalini anlatırken, aslında bir medeniyetin ve bir ruhun nasıl ayakta kalması gerektiğini fısıldar. Sizin "insan insana sohbetin olmadığı yerde bitmemiş hesaplar vardır" diyen yanınıza, bir devrin kapanışındaki o vakur duruşu ve ilahi aşka bürünen tevekkülü sunacaktır. Bir konağın yıkılışında bile sarsılmayan o imanı, sizin "Yoksulluk İçimizde" incelemenizdeki o diriliş arzusuyla çok yakın buldum.
Eşyanın dilinden anlayan, "kelimelerin hatırını narin" bilen ve hayatı "öleceğini bilerek nefes almak" olarak gören ruhunuza, bu konağın bahçesindeki ıhlamur kokuları eşlik etsin.