1934 yılında yapılan yeni düzenleme sadece Diyanet İşleri Başkanının sarıkla dolaşabilmesine müsaade ediyordu...
Bu karar müftü Nuh Efendiye de tebliğ edildi. Müftü Efendi çok sıkıntılı bir duruma düşmüştü. Eski hocalardan Antin Osman Efendi müftünün yanına gelmiş ve "Vali kimdir de bize şapka için tebliğ de bulunacak, biz birer fötr şapka alıp takalım, sokakta gezelim, o da işitsin" diyerek onu ikna etmiş. Ikisi satın aldıkları fötr şapkayı takınarak sokağa çıkmışlar. Müftüyü bu şekilde gören esnaf dükkânlarının içlerine doğru kaçıştılar, sokaktaki halk da kaçıştı; müftü efendiyi - esnafın ifadeleriyle- bu " feci " halde görmekten utanıyorlardı. Halbuki müftü efendi sokağa çıktığı zaman veya evine gidip gelirken halk ve bütün esnaf ayağa kalkar, onun vereceği selamı almayı şeref kabul eder, hürmet gösterirlerdi.
Düğün günü geldi çattı, benim ne doğrudürüst giyecek elbisem ne de cebimde para var. Ayrıca komşunun evinde evleniyoruz. Zevcemi de henüz hiç görmüş değilim.
Rize'ye Ramazanlığa gideceğim sıra akşamdan hazırlanmış, yeni elbiselerimi giymiş ve yatmıştım. Sabah erkenden kalkacak ve yola revan olacağım. Yeğenim Kâmil de yanımda yattı uyudu. Gecenin bir saatinde uyandım ki üstüm başım ıpıslak. Anladım ki Kâmil altına kaçırmış. Yedek elbisem yok ki kirlileri çıkartıp onları giyeyim. Ne yapacağım şimdi?
Anneme seslendim, rahmetli kalktı, "eyvah, akıl edemedik, onunla yolculuk gecesi yatılır mı?" dedikten sonra hiç vakit kaybetmeden ateşi yaktı, su ısıttı, giydiğim elbiseleri yıkadı, ateşin karşısında tek tek kuruttu. Ben de yıkandım, kuruyan sıcak elbiseleri giydim ve vaktinde yola çıktım.