Kitabın bir kısmını evde bir kısmını yolda bir kısmını da hastanede okuyarak nihayete erdirdim. Sabit bir mekanda okumayı tercih ederdim elbet ama böylesi de farklı bir tat bıraktı. Farklı mekânlarda hatırlanacak bir anı olarak kalacak.
Hakikate muhtaç yaratılmışım bir yönüyle onu görmek, duymak, onunla hemhâl olmak istiyorum. Kendisini bana hatırlatmasını bekler vaziyette yaşıyorum. Okuduklarımda, dinlediklerimde onu arıyorum. Bazen yaşanmış bir hayat olarak karşıma çıkıyor bazen bir şiirde yahut bir kitap satırında.
Kutuz Hoca'nın Hatıralarında da hakikatten parçalar buldum. Buldukça peşine düştüm, anne olmanın hakikatini gördüm mesela, baba olmayı taşı çatlatan bir yeşillik gibi gördüm, sert ama parçalanmaya hazır...
Sonra; Rabbin kelâmına adanmış ona hürmetle geçen bir hayat gördüm.
Bu topraklar nasıl sevilir, kul hakkı, anne-baba hakkı, komşu hakkı bunlar tam olarak neye tekabül eder, nasıl ödenir, onu gördüm.
Ben, gerçekten bir ömür nasıl yaşanır onu gördüm.
Daha uzun yazmak isterdim fakat şuan için arkasına sığındığım bahanelerim var.
Bu kitapla yolunuzun kesişmesi dileğiyle...
Adına öğrenci denilen ilim elde edicisi ( evet ilim tahsil eden değil, elde edilen bir şeydir artık) öğretmeni bilginin dolaylı ve dolayımlı vasıtası olarak görmektedir. Öğrenci neredeyse öğretmene hiç sürünmeden, ondan alacağını almaktadır. Önünde diz kırmak şöyle dursun, öğretmenin hakkını teslim etme seviyesi bile henüz oluşmamıştır. Şu bir gerçek ki, günümüzde öğretmen sorunları ne denli bilimselleştirilmeye çalışmışsa o denli problemin özünden uzaklaşılmıştır. Oysa içinde kendini öğretmen hisseden herkes biliyor ki, bugünün öğretmene dair en büyük sorunu sevgisizlikten kaynaklanan yorgunluktur.
Kutuz Hoca"yı okuyup bitireli neredeyse bir aya yaklaşan bir zaman geçti. Kitabın kapağını kapattıktan sonra kendi içime düşmüş renkleri toplamak üzere bekledim. Şimdi sizlerle paylaşmak üzere nezih bir hayatın izinden kendi zihin izimin çizgisini sürüyorum.
İlk çizgi hayatı boyunca ilim tahsil etmeyi en büyük zevk edinmiş Kutuz Hoca'nın nasıl bir anne tarafından yetiştirilmiş olduğunun ipuçlarını süren bir çizgi. Kutuz Hoca'nın annesi Hala Asiye lakabında, namazını tadil-i erkanla kılan, nafile oruçlar tutan ev işlerinde maharetli, kocakarı ilaçlarında eli merhemli, sakin, sabırlı bir hanım. 1950'lere kadar kurban bayramlarında mahallede sadece iki evde kurban kesildiğinden ve herkese et vermek mümkün olmayacağından eti mısır unuyla yahni haline getirip her eve bir sahan göndermeye dikkat edecek kadar adil bir hanım.
Kutuz Hoca sadece kendi hocalarına saygı duymakla kalmıyor bizim hocalarımıza, derin saygı ve minnet duyuyordu. Özellikle Nurettin Topçu ve Süleyman Uludağ'ın adı geçince gözleri parlar, büyük bir hayranlıkla onlara dua ederdi. Kutuz Hoca'nın literatüründe kâmil insanlar için kullanılan iki kelimeyi onlar için de kullanırdı: Ahlâklı adam. İkisiyle de oturup sohbet etme imkânı bulamamıştı. Eserlerini de baştan sona okumamıştı. Ama ne yaptıklarını, yaptıklarının neye tekabül etiğini seziyordu. Sanki onlarla 'elest bezmi'nde tanışık olmanın zevkini yaşıyordu. Çocuklarının onlardan feyz almalarını ilahî bir lütuf ve armağan kabul ediyordu.