Bir millet için en büyük tehlikelerden biri barış ve dostluk afyonu yutarak uyumaktır. Büyümek istemeyen millet küçülmeye mahkumdur. Saldırmayan millete saldırırlar.
Görülüyor ki, ülküler saldırıcıdır. Bağımsız olmayan millet, onu kazanmak için, kendisine hâkim olan milleti yenmeye mecburdur. Yani saldırıcı bir maksatla hareket edecektir. Birliğini tamamlamamış olan millet, bu birliği elde etmek için, urukdaşlarını tutsak eden millet veya milletlerle çarpışacak, onlardan toprak alacaktır. Millî birliğini kurmuş olanlar ise fetihler yapmak için başkalarını yeneceklerdir. Demek ki, millî ülkülerin her üç merhalesi de saldırıcıdır.
Millî ülkünün üçüncü merhalesi ise fetihlerdir. Çünkü millî birliğini tamamlamış olan milletler, kendi soylarını yeryüzüne hâkim kılmak için istilalar ve fetihler yapmak zorundadırlar.
Millî ülkünün ikinci merhalesi birliktir. Yani bir milletin bütün fertlerinin tek bayrak altında tek devlet hâline gelmesidir. Bağımsızlığını kazanmış olan her milletin ilk işi yabancı hâkimiyet altında kalmış olan urukdaşlarını kurtarmak yollarını aramaktır. Yahut bir millet birkaç ayrı devlet hâlinde siyaseten müstakilse, bunların birleşmesi için siyâsî ve askerî faaliyette bulunmaktır.
Millî ülkülerde azdan çoğa doğru üç dönem vardır: Bağımsızlık, birlik, fetihler.
Millî ülkünün ilk dönemi bağımsızlık kazanmaktır. Bağımsız olmayanlar bunu kazanmak, kazanmış olanlar ise onu koruyup sağlamlaştırmak düşüncesi ardında koşarlar.