“Hayat ne garip, hayal kurarak uyuduğum her gecenin aydınlığa vuran durağında, kurduğum tüm düşlerin gerçekleşmeyen kâbuslarıyla uyanıyorum her yeni güne. Evet, yaşamak tam da böyle bir his.”
Kitabından yola çıkarak söyleyebilirim ki, yaşamış olduğu acılar onun ruhuna tıpkı o zalimin hayvancağıza işkence etmesi gibi işkence ediyordu. Fakat yine de o, bu acıların kendisini var ettiğini vurgulayan sözlerine yer vermişti kitabında. Yani sevgili dostum, kırbaç bir metafor olarak hayatın ona çektirdiği acıları, ata sarılması ise hayatın çektirdiği işkencelere direnen yükselen ruhu, üst insanı sembolize ediyor olmalıydı.
Algıların dışına çıkmak olanaksızdır. Çünkü her duyguyu ve her düşünceyi var eden algıların kendisidir ve algılar durmaksızın değişimin anlık değişkenliğine maruz kalır, böylece sabit bir kesinlik asla oluşamaz.
“Düşüncenin terbiye edilmesidir. Ahlak, dogmatik sözlerin ve sınırsız özgürlüğün illüzyonundan uzaklaşarak mantık ve beyin bademinin çizgisine yakın durmaktır.”