Hiç birisi, amma hiç birisi mazideki istiklallerinin celladı kıyas ettikleri bir kavim ile beraber, onunla karışarak, [onda] eriyerek yeni bir milliyet husule getirmeye razı değildi.
Bu birleşme ve kaynaşmayı Müslümanlar ve bilhassa Osmanlı Türkleri istemiyordu. Zira altı yüz yıllık hakimiyetleri hukuken bitecek ve onca yıllar mahkum görmeye alıştıkları reaya ile eşitlik derecesine ineceklerdi.
Bu sürekli değişim esnasında menfaat diye fiile getirilen şey hayattır. Hayat ise kuvvetle devam etmiş olduğundan, hayatın varlığı kuvvetin varlığını gerekli kılar. Demek oluyor ki her toplum menfaatini hayatta, yani kuvvetini kazanıp arttırmakta buluyor.
Şu muhakkak ki, son zamanlarda İstanbul'da “Türk milliyeti” arzu eden bir mahfil, siyasi olmaktan ziyade ilmi, bir mahfil teşekkül etti. Bu mahfilin teşekkülünde, Osmanlılarla Almanların münasebetinin artmasının Alman lisanına ve özellikle Almanların tarihi ve lisani ilimler hakkındaki tedkiklerine, Türk gençlerinin kulak kabartmasının hayli tesiri olmuştur sanıyorum.