İbn Haldun sosyoloji literatürüne katkı sağlayan çalışmalar yapsa da günümüzde onun bir sosyolog olup olmadığı hakkında tartışmalar devam etmektedir. Onu bir sosyolog olarak kabul edebilmemiz için ilk önce sosyoloğun neler yaptığına bakmalıyız. Bir sosyoloğun derdi toplumu bilmek onu bir matematik çözer edasıyla çözebilmek, onu formalize edebilir hale getirmektir. Toplumun doğasını, insanların neden bir toplum oluşturduğunu, bunu ne şekilde yaptıklarını ve toplumun kendi içerisindeki düzenin aşamaları da dahil olmak üzere bu düzenin nasıl oluştuğunu anlayabilmek ve çerçevesini kavrayabilmektir.
Sosyoloji biliminin sosyoloji adını almadığı dönemlerde bile işlevlerinden faydalanıldığını biliyoruz. Demek istediğim, sosyoloji bilimi kurulmadan çok önce insanlar felsefe üretirlerken sosyoloji biliminin sorduğu bazı sorulara cevap aramışlardı. İnsan sorgulamaları bir şekilde sosyolojinin ilgi alanına giren konular hakkında fikir üretip içerisinde yaşadıkları toplumu en mükemmel konumuna nasıl ulaştırabileceklerini tartışmışlardı. Bunun tamamen bir sosyoloji yapmak olmadığını biliyoruz, onlar toplumun dinamiklerini çözümlemekten çok, mükemmel toplum fikrini bizlere sunmaktaydılar. Fakat yine de sosyoloji disiplinini yakından ilgilendiren konularla ilgileniyorlardı. Bu noktada İbn Haldun’un bir sosyolog olup olmadığının sorgulanmasında sosyolojinin bilim haline geldiği ortam oldukça önem taşımaktadır. Çünkü sosyoloji bilimi Fransız devrimi sonrasında eski toplum yapısının yeni toplum yapısına dönüşümünde yeni toplumu belli bir düzen içerisinde sınırlandırabilmek amacıyla pozitif bilimlerin yükselişinin de katkısıyla ortaya çıkmıştır. Sosyoloji Platon’un Devlet adlı yapıtında da yapılmıştır, Platon’un ideal devlet anlayışı sosyolojinin ilgisi dışında değildir bizzat onu