Öne doğru eğiliyorum, dudaklarımız sakarca buluşuyor. Şişman arıların gövdelerine benzeyen, çiçek tozlarıyla sersemlemiş, yumuşak ve yuvarlak iki çift dudak. Ağzının tadını alabiliyorum. Sıcak ve yemekteki tatlıdan kalan ballı bir tat. Midem bir takla atıyor, tenimin altında ateş gibi bir zevk damlacığı geziniyor.
"Patroklos,” dedim. Doğduğumda umutla dolup taşan babam, düşüncesizce vermişti bu adı bana. İsim dilimde acı bir tat bırakıyordu.
“Babanın gururu” demekti.