Kırılgan bir ağırlık dudaklarıma yüklenmişti. O ağırlık yaşam sıcaklığıyla kaplıydı.
Dudaklanmdaki kırışıklar tek bir noktaya toplanarak uyuştu ve belki de Tanrı'nın bile görmezden geleceği bir rüyaya dalıverdi.
Böylece her nasılsa, başka birinin dudaklarının benim dudaklarımın yerine geçtiğini hissettim.
Ne zamandır adını duyduğum ama bir türlü vakit ayırıp okuyamadığım bir yazardı. Şizofren de benim yazarla tanışma kitabım oldu diyebilirim. Öncelikle aradığım o psikolojik gerilim dibine kadar işleyen bir romandı. İnanılmaz akıcıydı. Öyle ki kitabı elinizden asla bırakmıyorsunuz ve sizi asla sıkmıyor. Konusuna gelirsek kardeşinin ölümden kendini suçlu gören Jan, yıllarca bu suçluluk duygusunu atlatamamıştır. İçinde ki boşluk hissi giderek büyümektedir. Bunun en büyük sebebi de hala kardeşinin katilinin bulunamamasıdır. Hikaye Jan'nın geçmişi araştırması ve bu süreçteki içsel durumunu anlatıyor. Tek kelimesini kaçırmak istemediğim, doyumu dibine kadar yaşadığım bir kitap oldu. Yazarın diğer kitaplarını da okumak için can atıyorum.