balkonun köşesine sinmiş, koyu bir rutubet kokusu. duvarlar olması gerekenden fazla mı büyük eflâ? neden tuğlaların altında kalacakmış gibi hissediyorum. bu masada kaç kişi oturmuş eflâ, ne bu dağınıklık. bir sürü fincan, hepsi yarım. parça pinçik kağıtlar. kalem kayıp. gün batacak mı, doğmuş muydu. balkona gün batsın diye mi çıkmıştık? baktığı yeri görmeyen gözler ve iki kaşın arasındaki ince çizgi, benliğimle uyuşmuyor sanki. ben sığamıyorum eflâ. sığamıyorum. balkonu geçtim, kendime dahi sığamıyorum. parmaklarımı kıracağım farkında değilim. göz altlarıma yapışan sızıyı söküp atamıyorum. uykuya teslim olamıyorum. susamıyorum. kafamın içinde, binlerce kişiyle, en çok da kendimle konuşmayı, kesemiyorum. ağzımı bıçak açmıyor ama kafam susmuyor. susmuyor eflâ.