Karanlığın gölgeye ihtiyacı yok efraim
Yuşa peygamber Musa'yla yardımcısı Yeşu hazırlandılar. Musa Tanrı Dağı'na çıkarken, "jsrail ileri gelenlerine, “Geri dönünceye kadar bizi burada bekleyin” dedi, “Harun'la Hur kimin sorunu olursa onlara başvursun.” Kitabı Mukaddes Yuşa peygamber Hz Musadan sonra görevli kılınan Benî İsrâil peygamberidir İSRÂİL (Benî İsrâil) olarakta bilinen Tevrat ve Kur’an’da Hz. Ya‘kūb’un (İsrâil) in çocukları ve onların soyudur Yuşa Yeşu ibranicede Tanrı kurtuluştur ve tanrı kurtarır gibi anlamlara gelir Tevratta aslı Hoşea olan bu isimi Hz Mûsâ  Yehoşua olarak değiştirmiş  zamanla Yeşua biçiminde kısaltılmıştır Arapça’ya Yûşa‘ olarak geçen Yeşu, İsrâiloğulları’nın on iki kabilesinden biri olan ve Yûsuf’un oğlu Efraim’in adını taşıyan kabilenin lideridir Hz Musanın yardımcısı olup İsrailoğullarının lideridir Tevrat Yuşa peygamberden “Mûsâ’nın hizmetçisi, genç adam” diye bahseder ilk defa Mısırdan çıkış ve sin çölüne geliş esnasında görülür Refidim savaşında Hz Musa onu görevlendirir ve zafer kazanır Hz Musa tarafından görevlendirilen Hz Yuşa Refidim savaşında Amelika kavmine karşı israiloğullarına zafer kazandırmış ve Yeşu Tevratta Hz Musa ile beraber sık sık zikredilmiştir İsrâiloğulları altından buzağı yaparak ona taptıklarında Yuşa peygamber Hz Musa ile birlikten dağdan döner Arzı Mevudun keşfinde görevlendirilen Efraim kabilesinin başkanı odur 40 yaşındadır
Din
“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
“Madun” kelimesini akademik dünyada en çok dile getiren kişi, feminist ve postkolonyal kuramcı Gayatri Chakravorty Spivak’tır. 1988’de yazdığı, “Can the subaltern speak?”Makalesinde şunu sorar.” Madun grupların kendi sesleriyle konuşması mümkün mü? Yoksa hep onlar adına konuşan bir “aydın sınıf” mı var? “ Yani bir kadının, bir yoksulun, bir sömürge insanının sesi gerçekten duyulabiliyor mu? Yoksa hep başkaları mı onlar adına konuşuyor, onları temsil ediyor? Madun: Toplumsal, siyasal ya da ekonomik, güçten mahrum bırakılmış sesini duyuramayan, ezilen kişiyi ya da grubu ifade eder.
İslamiyette Nişan “Eğer biri nişanlı olmayan bir kızı aldatıp onunla yatarsa, başlık parasını ödemeli ve onunla evlenmelidir. Babası kızını ona vermeyi reddederse, adam normal başlık parası neyse onu ödemelidir. " Kitabı Mukaddes Nişanlanma iki tarafın evlilik yolunda attığı ilk adımdır fazla uzatılması bazı zararlara sebep olacağından dolayı nişan süresinin çok fazla uzatılması dinen uygun görülmez iki tarafta verdikleri sözlere sadık olmalı birbirini aldatmamalıdır Kitabı Mukaddes  ve on emire göre nişanlı bir kızı aldatıp onun ile yatan kişi başlık parası ödeyip kız ile evlenmelidir eğer kız yada kızın babası evlilik istemez ise erkek sadece başlık parası ödeyebilir Kuraan Allaha karşı yalan uydurandan daha zalim kim olabilir derken insanların birbirine yalan söyleyip aldatmasını kesinlikle yasaklar nişan askerde olup nikah akdinin yapılamadığı zamanlar için uygun görülmüş küçükte tarafların birbirine verdiği söz olarak kabul edilmiştir sözle nikâh arasındaki döneme sözlülük veya nişanlılık" denir. Arapçada "hutbe" kelimesiyle ifade edilir islamda görüşmek ve gezmek caiz görülmez evlilik öncesi tensel temas olmamalıdır fakat tarafların birbirini görmesinde sakınca yoktur Muğîre (r.a) bir kadınla evlenmek istemiş, Hz. Peygamber ise O kadına bak, çünkü bakmak yıldızınızın barışması için daha uygundur buyurdu On Emir Büyücü kadını yaşatmayacaksınız. “Hayvanlarla cinsel ilişki kuran herkes öldürülecektir. RAB'den başka bir ilaha kurban kesen ölüm cezasına çarptırılır. Kitabı Mukaddes ON EMİR Hz Musaya Sina dağında gönderilen ve taş tabletler üzerine yazılan ve yazılı olarak verilen ilk ilahi emirlerdir Hz Musa Tevrat ile birlikte israiloğullarına gönderildiğinde onları Mısırdan çıkartarak firavun zulmünü ortadan kaldırmıştır israil kavmi Mısırdan çıktıktan sonra
Din
Yûsuf ile Züleyha
YÛSUF ve ZÜLEYHÂ Kur’an’da Yûsuf sûresinde Mısır azizinin eşi ve Yûsuf’a âşık olan kadın olarak yer almasına rağmen Züleyhâ’nın (Zelîhâ) adı geçmez. Tevrat’ta da Mısır azizinden Potifar adıyla söz edilirken eşinin adı verilmez, sadece İslâm sonrası bir yahudi literatüründe (Yashar wa-Yesheb) Züleyha diye anılır. Potifar Arapça kaynaklara Itfir, Kıtfîr, Katîfir, Kutayfer şeklinde intikal etmiş, karısından Zelîha/Züleyha veya Râil/Raîlâ adıyla bahsedilmiş, özellikle Farsça ve Türkçe mesnevilerde ise Zelîha ismi daha yaygın biçimde kullanılmıştır. Bazı mesnevilerde bu ismin Zilha, Zelhâ olarak harekelendiği görülmektedir. Yûsuf sûresinde Züleyha’ya dair şu bilgiler verilir: Yûsuf köle olarak Mısır’da satıldığında çocuğu olmayan hükümdarın veziri (aziz) onu alır ve karısına çocuğu evlât edinmek istediğini ve ona iyi bakmasını söyler. Yûsuf erginliğe ulaşınca Züleyha güzelliğinden dolayı ona göz koyar ve onu elde etmek için çareler arar. Bir gün kapıları kapatarak Yûsuf’u mahremine davet eder. Ancak Yûsuf efendisine ihanet edemeyeceğini söyleyerek ondan kaçar ve kapıya doğru koşar, Yûsuf’a yetişen kadın onu arkasından yakalarsa da gömleği yırtılan Yûsuf bu sayede Züleyha’nın elinden kurtulur. Tam o sırada kapıda azizle karşılaştıklarında Züleyha, Yûsuf’un kendisine saldırdığını ileri sürer. Ancak Yûsuf’un gömleğinin arkadan yırtılmış olması kadının haksızlığını ortaya çıkarır. Diğer taraftan şehrin ileri gelenlerinin hanımları azizin karısının kölesinden murat almak istediği yolunda dedikodu yaparlar. Züleyha da onları evine çağırıp önlerine meyve koyar, ellerine de birer bıçak verir; kadınlar bıçakla meyveleri soyarken Yûsuf’u karşılarına çıkarır. Yûsuf’u gören kadınlar güzelliği karşısında şaşırır ve bıçakla ellerini keserler. Azizin karısı da, “Benim murat almak
Aşk
Türkiye'de 68 kuşağı
Cumhuriyet gazetesi yazarı Uğur Mumcu, 12 Eylül Darbesi'nden sonra 17 Eylül 1980 günü yayımladığı yazısında, 12 Mart dönemini değerlendirerek Deniz Gezmiş, Mahir Çayan gibi isimlerin gerçekleştirdikleri banka soyma, adam kaçırma, fidye isteme gibi eylemleri "bireysel terör" olarak tanımladı. İsrail Başkonsolosu Efraim Elrom'un kaçırılıp öldürülmesinin, "Türk soluna, işçi sınıfına, halka hizmet etmediğini; aksine 12 Mart zulmünün başlamasına katkı sağladığını, meşru savunma dışında hiçbir cinayetin haklı olarak görülemeyeceğini" savundu. Silahlı eylemlere karşı çıkılması gerektiğini ifade etti: "Solun başvuracağı tek yöntem yasal çizgiler, anayasal çerçevelerdir. Barışçı yollarla oluşmalıdır. Adam öldüren, cinayet işleyen solculuk; hainlik, katillik ve halk düşmanlığıdır!" Mumcu, Mahir Çayan ve arkadaşlarının kurdukları Türkiye Halk Kurtuluş Partisi-Cephesini "terör örgütü" olarak tanımlamıştır.
1000Kitap