Gecenin sessizliği arabanın içinde hüküm sürerken, kalplere güneş doğmuş gibi ferahlık veriyordu. Elindeki telefona sırıtarak bakan Efruz'a arada dönüp bakiyordu Kartal. Bir kaç saat önce Efruze Sipahi olmuştu, Efruze Duman..
“Selin… Daha neler. Hümoş gibi biz de aşka kurban gideceğiz, ben buna eminim.”
“Hani umrunda değildi?”
“Umrumda değil, sürekli aşık olacağım adamı mı düşüneceğim? O beni düşünsün bir zahmet. Gelirse ne âlâ”
…Arka masalarında oturan adam kitabını kapatıp masaya bıraktı. Tek kelime bile okumamıştı. Kitap masada kalabilirdi. O, kendi hikayesini yanına almıştı. Kendi yazacak, kendi oynayacaktı. Gözlüklerini çıkarıp kadınların ardından sırıtarak baktı.
“Eminsen sorun yok, Kurşuni. Gelirse alır ama sonra caymak yok.”
Yerinden kalktı, gideceği istikamet belliydi Kartal’ın. İstiyordu ve alacaktı. Efruze aşk istiyorsa, bunu ona verecekti.
Nasıl bir çelişkinin içinde yaşadığımı yeni fark ediyorum. Bir yanım ölü denizmiş, diğer yanım Karadeniz gibi hırçın.
Hangisi olduğumu bilemeden geçen yıllarım.. Evet, güzel yaşadım, bunu inkâr etmiyorum ama o iç huzurum hiç olmamıştı.
"Kırmızı..."
Efruz kazağına bakıp gülümseyerek kocasına döndü.
"Artık tek başına bir kadın yaşıyor içimde. O her rengi seviyor ama en çok gözlerindeki karayı seviyor."
Kartal anlamadı. Efruz da zorlamadı. Geri dönüp adamın sol gözünün yanına dudaklarını bastırıp çekti. Milimle yakın duran karı koca birbirine bakıyordu.
"En çok siyahını sevmişim. En çok siyah.."
Bir süredir tuttuğu gözyaşlarını serbest bıraktı. Onu bu hâle getiren hiç kimse yaşamamalıydı. Kalbine bu hançeri sokan herkesi şimdi tekrar tekrar öldürebilirdi. Yere boylu boyunca yatırdıkları adamın yanına çöküp elini tuttu. Dudaklarına götürüp defalarca öptü. Hıçkırıkları adamların yüreğine bir bir sızıyordu.