Bir sonbahar akşamı, sokakların sessizliğinde yürüyordum. Yapraklar ayaklarımın altında hışırdarken, ileride bir bankta oturan yaşlı bir kadın gördüm. Başı öne eğik, elleri titriyordu. Üzerindeki yıpranmış kıyafetler ve yorgun bakışları, onun zor zamanlar geçirdiğini anlatıyordu. Yanına yaklaştığımda, gözlerindeki hüznü daha net gördüm. Aç ve çaresizdi.
"Hanımefendi, bir şeye ihtiyacınız var mı?" diye sordum yumuşak bir sesle. Kadın başını kaldırdı ve gözlerindeki yaşları gördüm. "Açım," dedi kısık bir sesle. İçim burkuldu. Hemen yakındaki bir fırına gidip sıcak bir ekmek ve bir şişe su aldım. Kadının yanına döndüğümde, gözlerindeki minnettarlık beni derinden etkiledi.
"Alın, bunlar sizin için," dedim, ekmeği ve suyu uzatırken. Kadın, titreyen elleriyle aldı ve bir lokma aldığında, gözlerindeki hüzün biraz olsun dağıldı. "Allah sizden razı olsun evladım," dedi. O an, gözlerim doldu. İçimde tarifsiz bir duygu kabardı. Bu küçük yardımın, bir insanın yüzünde nasıl bir tebessüm yarattığını görmek, iyiliğin ne kadar değerli olduğunu bir kez daha hatırlattı bana.
Kadınla biraz daha sohbet ettik. Hikayesini dinledim. Hayatın ona getirdiği zorlukları anlattı. Onu dinlerken, kendi hayatımdaki küçük sıkıntıların ne kadar önemsiz olduğunu fark ettim. İyilik yapmanın, bir insanın yükünü hafifletmenin, aslında ne kadar kolay ve bir o kadar da değerli olduğunu bir kez daha anladım.
O akşam, eve dönerken içim huzur doluydu. İyiliğin, insanı insan yapan en büyük erdem olduğunu düşündüm. Küçük bir yardım, bir tebessüm, bir sıcak ekmek... Belki de bir insanın hayatını değiştirecek kadar güçlüydü. O yaşlı kadının gözlerindeki minnettarlık, bana iyiliğin anlamını bir kez daha hatırlattı. Ve o gün, bir kez daha inandım ki, iyilik, dünyayı güzelleştiren en büyük güçtü.