İki kişi, ilişkilerini, onu dolduracak kadar kuramazlar; ama öldürecek kadar bozabilirler, yaptıklarıyla. Bir de, kendi haline bırakırlarsa, kurur gider ilişki-kendi kendine, ölür. 
İki kişi, her biri kendi yaşamlarından gelen ayrı ayrı, çok farklı zorunluluklarla ulaştıkları bir noktada, karşılarında birden ötekini buluyorlar – bir anda, karşılıklı ; aynı anda, bulduklarını– ve ötekinin de bulduğunu; bulduğunu da anladığını- anlıyorlar. Bir şey oluşuyor o zaman: o kişiden(sanki) ayrı, farklı; onlara bağlı olmayan, hatta onların elinde olmayan bir şey: ayrı, farklı varlığı olan, kendi yolunu da artık(sanki) onları aldırmadan yürüyecek bir şey -bir ilişki…
Hep bu değil miydi derdimiz, senin ile benim-ayrı ayrı, farklı yaşamlarımızda?
O ta önceki yerleşik acı artık katılaştı, kalıcı bir ur hâline geldi; onunla da birlikte yaşamayı, ona da katlanmayı öğrenirim herhalde — olmazsa da, olmaz, zaten!…
En değerli hayalimdin sen, […]: kendini yıktın!…
Elden çıkarmak istemediğin gerçekler vardı, herhalde: bir yarım-yamalak felsefecinin hayali olmak istemedin. Oysa, onun, yaşamında bir kez olsun gerçekleştirdiği, gerçek hâle getirebildiği tek hayali olabilirdin — hatta, sanıyorum, bunu istiyordun da… Hayalden gerçekliğe giden yoldaki adımı atmadın — “Kaçtım” dedin…
İşte: kaçtığın kendindi — belki de, benim gerçekleşen hayalim olabilseydin, kendi en yoğun gerçekliğin de olabilirdin…
Kim bilir, artık — geçti…