Çektiğimiz ıstırapların çoğunun kökeninde bir şeyleri görmek zorunda kalmak var. Bir tür 'zoraki tanıklık.' Görmeme hakkınız yok. Çaresizsiniz, mecburen göreceksiniz. Başlıca sorun; çirkine alışmak, baka baka göre göre çirkini kanıksamak. Hadi eski tabirle söyleyeyim, çirkine itiyad kesbetmek. Karşılaştığımızda güzeli tanıyamamak veya güzeli tanıyamayacak denli çirkinleşmiş bir bakışın sahibi olmak...
Ikiye yarılmışlık, nedir bilir misin? Bir yanda aklın, bir yanda kalbin. Geçmişin ve geleceğin ortasında kalan zavallı bir şimdicik. Mabetten içeri adım attığında ne hisseder insan,söyle, hiç bilir misin? Secdeye başını koyduğunda? Derken büyük bir alışveriş mağazasına girdiğinde? Koca bir cipin içindeyken mesela, müziğin sesini açarken? Hiç gördün mü onu, hani şu bir yandan sesi arş-ı a'lâya çıkanı, öte yandan kalbi büzüştükçe büzüşeni, içine, daha da içine çekileni? Bir elinde Kur'an, bir elinde ben, tam da ortasından yarılanı? Gövdesi bir yanda, başı bir yanda, çarşının orta yerinde ayaklar altında sürüneni? Bu ülkeyi?
Çelişkilerini seni diri tutacak birer lütuf say ey talip, durmadan bastırmak yerine bir kez de onlarla yüzleşmeyi dene! Ne yapıp et, nazarını bir de kendine çevir. Kendi şehrine. Kendi ışığına. Kendi gölgene...
Düşünmenin hakkını veren bir zeka, ne yazık ki eyleme asla vakit ayıramaz. Eylemin hakkını verense düşünme için gerekli zamanı bulamaz. Hem düşünmenin hem eylemin birlikte mümkün olduğunu iddia edenlere gelince onlar genellikle ya düşünmenin hakkını ver(e)memişlerdir ya da eylemin. Olan nedir o halde?
Olan şudur: biraz düşünce, biraz eylem.
Peki sonuç?
Sahiciliğin yitimi. Tutkunun ve ihlasın.
İhlas, bir eylemi o eylemin özüne has kılmak demektir. Düşünmek için düşünmek, eylemek için eylemek. Kısacası düşünmeyi ve eylemeyi bizzat amaç haline getirmek ama sırf haz için ikincil çıkarlar için değil.
-"Ne yapmayı düşünüyorsunuz?"
Bu soru karşısında Heidegger biraz duraklar ve şöyle der:
-" Hem düşünmek hem yapmak, bir soru içinde tam iki fiil birden! Bu benim için çok fazla.