Kendi özünden fedakarlıkta bulunmuş olmanın, insanlarda sanki başkalarına karşı sert ve merhametsiz davranmaya hak kazanmış olmak gibi bir düşünce yarattığı görülmektedir. Kesin inanç adamı, kendini ayrıcalıklı, dünyaya nur saçmaya gelmiş bir kişi, uysal görünüşlü bir savaşçı ve dünyanın mirasçısı olarak görme eğilimine düşer. Kendi inancında olmayan kişiler ,onun için birer iblistir ve söylediklerini dinlemeyenler kahrolacaklardır.
İnsanda kendini aşağı görme duygusu; düşünülebilecek en haksız ve en caniyane hırsları yaratır. Çünkü o, kendini suçlu bulan ve kusurlu olduğunda kendini ikna eden gerçeğe karşı öldürücü bir nefret duyar.
İman sahibi kişilere mantıkları ile değil, her zaman kalpleriyle mutlak gerçeği aramaları telkin edilir. Eğer bir öğreti akla hitap etmiyorsa o zaman belirsiz olmak zorundadır. Eğer hem akla hitap etmiyor hem de belirsiz değilse o zaman gerçekliği ispat edilemez cinsten olmak zorundadır. Etkili bir öğretinin doğruluğunu ispat etmek isteyen bir kişi ya uzak bir geleceğe veya 7 kat gökyüzüne erişmek zorundadır.