Hayatın anlamını, kesintisiz yaşam sevincinde aradığınız oranda hayal kırıklığı büyük olur. Sürekli keyif saçmak isteyen birisine, bir müddet sonra bizzat kendisinden gına gelir. Her ateş söner bir noktada, o zaman yapacağınız tek şey, külleri karıştırıp yakılabilir bir şeyler bulmaya çalışmaktır.
Hazzı hissedilebilir kılan, zıtlık deneyimini sağlamaz mı acılar?Acıyı tanımasam hazzın ne olduğunu nereden bilecektim? En yoğun mutluluk anları,acının dindiği anlar değil midir? Demin az kaldı bulanıklaşacak olan, gerçekliğe ayna gibi berrak bir tanım getiren acı değil midir? Hayata yeni bir yön vermeyi teşvik etmez mi? Ben ne yaptım, neyi belki yanlış yaptım sorusunun cevabı bir acıdan sonra gelmez mi? Benim için önemli olan nedir? Hangi insanlara itimat edebilirim? Bitip gittiğimde bu hayattan geriye ne kalacak? Aktaracağım ne var? Tabii acı olmadan da mümkündür,kendine sürekli yeni yön tayin etmek. Ama pek kimse yapamaz bunu çünkü iş ciddiye binmiş değildir. İnsanların hayatlarına dair huzursuzluk duymaları için bir şeyin onları acıtması gerekir. İşte bunu; mutsuzluğa borçluyuzdur...
Talihsiz tesadüflerde,talihsiz vakalarda ve kazalarda keşfedilebilecek bir anlam saklı mıdır? Bir insan neden ağır bir hastalığa yakalanır? Neden o adam veya o kadın? Bir ceza mıdır bu? Cezaysa neyin cezası? Eli uzun bir görünmez gücün yazdığı bir senaryo mu söz konusudur? Bir yazgı mı vardır? Yazgıysa yazan kimdir?