Kitap, insanın özgürlükten vazgeçip konforu seçtiğinde neler kaybedebileceğini gösteren, ütopya gibi görünen ama bir distopyayı anlatan bir roman. Kitap, korku ya da baskıyla değil, hazla yönetilen bir toplum yaratıyor. İnsanlar acı çekmiyor, sorgulamıyor, çünkü mutluluk(!) kimyasal olarak, şartlanmayla ve düzenli olarak sağlanıyor. Bu distopyada her şey düzenli ama ruhsuzluk hkim, her şey otomatikleşmiş, programlanmış ve yapay.
Bana göre kitabın en çarpıcı tarafı, insanların mutsuzluğa, duygulara, düşünmeye, hatta sanata bile gerek duymadığı bir düzen kuröası. Birey olmanın yerini “stabil toplum” almış. Yani herkesin görevi, sınıfı, mutluluk dozu belli. Bu dünyada insanlık sağlıklı, düzenli, mutlu ama robotlaşmış.
Huxley’nin 1930’larda teknoloji, genetik, tüketim ve medya üzerinden yaptığı öngörüler neredeyse ürkütücü derecede doğru çıkmış durumda. Doğru çıkan öngörüler 1984 kitabında da mevcuttu ama bu kitaptaki daha çok etkiledi beni, daha gerçekçi geldi. Mesela bugünün dünyasında da insanlar tıpkı “soma” gibi, ekranlar, tüketim çılgınlığı, çeşitli maddeler ve sosyal medya aracılığıyla aynı uyuşmayı yaşıyor.
Kitabı kesinlikle okuyun. Hatta 1984 ile ard arda okuyun. 9/10