Hiç düşündük mü Felsefe nedir, Hayal nedir? Ayrımı nasıl yapılır? Felsefe nedir? Felsefe, henüz sayılara dökülmemiş düşüncedir. Bilimin kesinliğe kavuşmamış, formüllere hapsedilmemiş hâli… Yani zihnin, hakikati ararken kurduğu en saf sistemdir. Onun ötesine geçildiğinde ise artık zemin kayganlaşır; düşünce yerini hayale bırakır. Peki hayal nedir? Hayal, rastgele bir boşluk değil; insanın iç dünyasında kurulan karmaşık bir dengedir. Bu dengede altı temel kuvvet karşı karşıya gelir. Bir tarafta insanı yücelten üç unsur vardır: akıl, vicdan ve ruh. Diğer tarafta ise insanı sınayan üç güç durur: zekâ, ego ve nefs. Bu iki üçlü, zihnin derinliklerinde sürekli bir etkileşim hâlindedir. İnsan, işte bu gerilimde şekillenir. Akıl yön vermek ister, vicdan sınır çizer, ruh anlam arar. Ama aynı anda zekâ hesap yapar, ego üstün gelmek ister, nefs ise hazza çağırır. Hayal dediğimiz şey, bu güçlerin birbirine temas ettiği noktada doğar. Bu yüzden hayal ne bütünüyle yücedir ne de bütünüyle düşüş… O, insanın içinde süren sessiz mücadelenin ürünüdür. Ve insan, hangi tarafa kulak verirse, zihninde kurduğu dünya da o yönde şekillenir.
Şu cahil cühela insanların ego kasmasını bir türlü anlayamıyorum. Onlara söylemek istediğim şeylerin başında SEN KİMSİN Kİ? sorusu var
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
20.06.26
Bugün özür dilemek zor geldi. Ego mu sadece neden diye yükseliyorum.
Bknz: gurur,inat,ego,ileridüzen.
Ne sen baktın ardına ne ben Hep ayrı yollarda yürüdük...
Müzik
Ben sıradan fikirlerin arasında kaybolmam. Çünkü düşüncelerim çoğu insanın ulaşamadığı yükseklikte gezer. Her kitabı okumam, her insanı dinlemem; zamanımı ve zihnimi hak eden şeyler seçerim. Kalabalıkların peşinden gitmek yerine kendi yolumu çizerim. Bazıları bunu ego sanır, bazıları ise özgüven. Oysa gerçek şu ki; herkes aynı manzaraya bakar ama herkes aynı şeyi göremez. Farkı yaratan bakış açısıdır. Ve benim bakış açım, çoğu kişinin ufkunun ötesinde kalır.
Bir keresinde internette bir şey duymuştum ve aklımdan çıkaramıyordum. Toplumun, sabıkalı insanlardan daha çok "çirkin" veya şişman insanlardan nefret ettiğini söylüyordu. Ve dürüst olmak gerekirse, buna tamamen katılıyorum. Belki her durumda değil, belki her zaman değil, ama durup etrafınızdaki dünyayı gözlemlediğinizde, rahatsız edici bir şekilde mantıklı gelmeye başlıyor. Dış görünüşleri eleştirmekte çok hızlıyız. Bakışlarımızı dikmekte, yargılamakta, insanları güzelliklerine göre sıralamakta çok hızlıyız. Birinin değerini ne kadar çekici olduğuna, ne kadar zayıf olduğuna, ne kadar iyi giyindiğine, ne kadar " derli toplu " göründüğüne göre belirliyoruz. İnsanlar birinin acımasızlığını sorgulamadan önce kilosuna gülüyorlar. Birinin karakterini sorgulamadan önce yüzüyle alay ediyorlar. Ve nedense, nezaket, empati, duygusal olgunluk ve derinlik ikinci plana atılıyor. Birisi bencil, manipülatif, kaba, kıskanç, duygusal olarak mesafeli veya hatta son derece kırıcı olabilir, ancak yeterince çekiciyse insanlar bunu mazur görür, romantize eder veya görmezden gelir. Ama birisi güzellik standartlarına uymuyorsa? Birdenbire herkesin bir fikri olur. Herkes dış görünüşünü düzeltiyor ama ruhunu değil. Belki de bu yüzden birçok güzel insan hâlâ çirkin izlenimler bırakıyor. Toplum bizi sürekli olarak görünüşümüzü iyileştirmeye zorluyor. Cilt bakımı. Dolgu maddeleri. Estetik ameliyatlar. Spor salonu takıntısı. Güzellik standartları. Sosyal medya baskısı. Kusursuz bedenler. Kusursuz dişler. Kusursuz fotoğraflar. Kusursuz hayatlar. Nereye baksanız, birileri size kendinizin daha iyi bir versiyonunu satıyor. Daha güzel bir versiyonunu. Daha arzu edilir bir versiyonunu. Sanki insan olmak sürekli düzeltmemiz gereken bir şeymiş gibi. Ama kimse travmayı iyileştirmekten yeterince
Substack