Puan vermedi·
"Sözüm ona modern çağda sevmekkk... Sevmek ne uzun ve zor kelime aslında haddini, edebini bilene tabi eskiler ne güzel demiş Edeb ya hû!!! İnsanların sevgi adı altında birbirlerinin arkasından işler çevirmesinden, samimiyetsizce gülümsemelerinden, kadınların da erkeklerin de 'bir sürü seçeneğim var' diyerek önüne geleni takip edip, beğenip sonra sessizce ortadan kaybolmalarıyla dolu bir çağda sevmek... İlişkileri bir ego tatmini aracına dönüştürmelerinden, kendi bencilliklerini masum insanların verdiği değerle beslemelerinden yorulduğumuz bir zaman.. Ne kadar kötü seven, ne kadar eksik kalan, ne kadar emek vermekten kaçan insanlarla dolu bir çağ bu. İnsan; durup dinlemeye, gerçekten bakıp görmeye, hissetmeye bile zaman bulamıyor. Belki de zaman bulmak istemiyor. Çünkü hissetmek sorumluluk getiriyor, anlamak emek istiyor, kalmak cesaret gerektiriyor. Bu yazılan satırlar bile muhtemelen yalnızca bir beğeninin ardından sonsuz kelimeler arasında kaybolup gidecek. İşte hızın acımasızca tükettiği çağın gerçeği bu. Hayallerden, kalplerden ve insanlığın içindeki güzel parçalardan çalarak büyüyen bir çağ... Dürüstlüğün bu kadar nadir, sevmenin bu kadar ucuz ve yüzeysel hâle gelmesine üzülüyorum. Neden herkes birbirini öylesine deniyor? Neden kimse gerçekten kalmaya niyet etmiyor? Neden bir insanın kalbini tanımaya çalışmadan, onu yalnızca bir ihtimalmiş gibi tüketip geçiyor? Biriniz de sahici olun istiyor insan. Biriniz de cesaret gösterin. Eğer samimiyetiniz yoksa insanların hayatına dokunmayın. Eğer kalmaya niyetiniz yoksa umut vermeyin. Eğer sevmeye cesaretiniz yoksa yüreği güzel insanları yaralamayın çünkü sevmek farkındalık ister güç ister kum fırtınasında güneşe bakamayacaksan niye güneşi hep görmek istiyorum diyorsun ki ? Bazen şöyle demek geliyor içimden: Bu çağın
Beni Sessiz de Sevebilir misin?M. Kemal Sayar · Timaş Yayınları · 20144,385 okunma
8/10
·504 syf.··
2026 9. kitabı
·
15 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 17:50
Büyüdüğü yere geri dönen bir gazetecinin hikayesi ile başlıyor kitap. İşten çıkartılmış, boşanmış ve sevgilisine sürpriz yapıp yeni bir hayata başlamak için Yenikent’e dönen bir gazeteci. Eski arkadaşları ile yeniden yakınlık kurmaya çalışması, katil peşinde koşması ve gazete içindeki ego savaşları her şey çok güzel anlatılmış. İlk günden kendisini bekleyen sürprizler ile hikaye katmanlanarak açılıyor. Neredeyse her karakterin ağzından ayrı ayrı dinlediğimiz olaylar bütünü. Son sayfalara kadar taşlar yerine oturmuyor ve sürükleyiciliği bitmiyor.
Edebiyat
Sonra Gözler GörürHikmet Hükümenoğlu · İthaki Yayınları · 20251,325 okunma
Reklam
Rüzgarı değil yelkeni yönetmek…
8/10
·88 syf.··
2026 613. kitabı
Bazı kitaplar vardır; kalın değildir, karmaşık bir dili yoktur ama altını çizdiğiniz cümleler günlerce aklınızda kalır. Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür Değildir benim için böyle kitaplardan biri oldu. Kitap, Stoacı filozof Epiktetos’un düşüncelerini sade ve anlaşılır bir şekilde aktarıyor. Aslında anlattığı şey çok basit gibi görünüyor: İnsan ancak kendini yönetebiliyorsa özgürdür. Fakat bunu gerçekten hayatımıza uygulayabildiğimiz pek söylenemez. Çünkü çoğu zaman insanların söylediklerine, yaşadığımız olaylara, yapılan imalara, korkularımıza ya da öfkemize teslim oluyoruz. Kitabı okurken en çok hoşuma giden nokta, insanı sürekli dış dünyayı değiştirmeye değil, kendi tavrını sorgulamaya yöneltmesi oldu. Kontrol edemeyeceğimiz şeyler için üzülmek yerine enerjimizi kontrol edebileceklerimize vermemiz gerektiğini hatırlatıyor. Günümüzün hızlı ve karmaşık hayatında bu yaklaşım bana oldukça değerli geldi. Akıcı dili sayesinde kısa sürede okunabilen bir kitap olsa da üzerinde uzun uzun düşünülmesi gereken cümleler içeriyor. Özellikle zaman zaman kaygıya, öfkeye ya da hayal kırıklıklarına kapıldığımızda dönüp tekrar okunabilecek eserlerden biri olduğunu düşünüyorum. Sonuç olarak bu kitap bana özgürlüğün sadece dış koşullarla ilgili olmadığını, insanın önce kendi zihnine ve duygularına hâkim olması gerektiğini hatırlattı. Kısa ama etkisi uzun süren kitaplardan biri.
Kendisinin Efendisi Olmayan Hiç Kimse Özgür DeğildirEpiktetos · Destek Yayınları · 20226,3bin okunma
Puan vermedi·100 syf.··
2026 1. kitabı
Yazar, "İnsanları dış görünüşüyle yargılamamalısınız" gibi söylemlerin aksine neden dış görünüş üzerinden fikir sahibi olabileceğimizi açıklıyor. Öncelikle bu kitaptan beklentiniz bir Halid Ziya Uşaklıgil'in,Ruhun Lisanı ya da Erzurumlu İbrahim Hakkı'nın Marifetnamesi olmamalı.Çünkü bu kitaptan tüm fiziksel özelliklerin incelemesini bulamazsınız.Kitabın ana konusu bu değil.Bizim insanları dış görünüşleri üzerinden yorumlamamızın arkasındaki sebepleri açıklıyor. Yazar, belli başlı fiziksel özelliklerin sağlık durumu ve psikoloji ile ilişkisini belli başlı araştırmalar ve korelasyonlar eşliğinde sunuyor.Kaynakça açısından bayağı zengin bir kitap.Ama bu kadar kaynakçaya rağmen üslup bayağı akıcı .Genel kültür açısından okunması fayda verecek bir kitap.
Neden İnsanları Dış Görünüşlerine Göre Yargılarız?Edward Dutton · Liberus Yayınları · 2023186 okunma
Puan vermedi·321 syf.··
2026 59. kitabı
Özlem Maman’ın Bensizlikte Sonsuzluk kitabı, dışarıdan bakıldığında olay örgüsü olmayan, ama aslında insanın iç dünyasında çok yoğun bir “iç olay örgüsü” taşıyan bir metin. Kitapta bir karakterin başına gelen somut olaylardan çok, insanın kendi benliğiyle, hafızasıyla, kayıplarıyla, sevgisiyle ve varoluşuyla yaptığı hesaplaşma anlatılıyor. Merkezde sürekli değişen, dağılan, kendini arayan bir “Ben” var. Bu “Ben”, önce kendini tanımlamak istiyor; sonra tanımladığı her şeyin aslında geçici, kırılgan ve eksik olduğunu fark ediyor. Kitabın ana sorusu yalnızca “Ben kimim?” değil; aynı zamanda “Ben yok olursam benden geriye ne kalır?” sorusu. Yazar bu soruyu hafıza, ego, ölüm, Tanrı, sevgi, özlem ve eksiklik üzerinden derinleştiriyor. Hafıza silinirse insan hâlâ kendisi midir? Sevdiğimiz biri öldüğünde tamamen yok mu olur, yoksa bizde bıraktığı ses, iz, alışkanlık ve duygu olarak yaşamaya devam mı eder? İnsan sadece adıyla, bedeniyle, geçmişiyle mi vardır; yoksa başkasında bıraktığı anlamla da varlığını sürdürür mü? Kitap bütün bu soruları okurun içine bırakıyor. Metnin en güçlü taraflarından biri, “eksiklik” duygusunu çok derinden işlemesi. Kitapta eksiklik sadece acı veren bir boşluk değil; insanı dönüştüren, büyüten ve bazen başka bir bütünlüğe taşıyan bir alan gibi anlatılıyor. Özellikle baba kaybı, kavuşamama, özlem, söylenemeyen sözler ve yarım kalmışlıklar kitabın duygusal merkezini oluşturuyor. Burada kayıp, sadece kaybetmek değildir; kaybedilen kişiyi içinde taşımayı öğrenmektir. Yazar, sevginin bazen kavuşmakla değil, yoklukla da büyüdüğünü gösteriyor. Yazarın hedefi okura hazır cevap vermek değil; okuru kendi içine döndürmek. “Ben” dediğimiz şeyin sabit olmadığını, her gün yeniden kurulduğunu, bazen bir hatırayla, bazen bir acıyla, bazen bir başkasının bakışıyla
Bensizlikte SonsuzlukÖzlem Mama · Mythos Kitap · 20261 okunma
10/10
·99 syf.··
2026 13. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 18:24
Albert Camus, Düşüş romanında okuyucuyu Amsterdam’ın sisli ve tekinsiz bir barında, Jean-Baptiste Clamence adında eski bir avukatla karşı karşıya getirir. İlk bakışta monolog gibi görünen bu metin, aslında okurun ruhuna tutulmuş amansız bir aynadır. Camus, Clamence’in ağzından dökülen itiraflarla, bireyin iç dünyasındaki narsisistik yarılmayı ve bu yarılmayı besleyen modern toplumun sahte ahlak düzenini eleştirir. Jean-Baptiste, Paris’teki eski hayatında tam bir "ideal benlik" tasarımıdır. Yetimlerin savunucusu, yardımsever, kibar ve erdemli bir adamdır. Ancak psikolojik açıdan bakıldığında, Clamence’in bu aşırı erdemli hali, derin bir narsisistik beslenme arzusundan başka bir şey değildir. O, başkalarına yardım ederken aslında sadece kendi üstünlüğünü ve kusursuzluğunu seyretmektedir. Onun erdemi, egosunu tatmin eden bir maskedir. Karakterin psikolojik kırılma noktası, Seine Nehri üzerindeki köprüde intihar eden kadına yardım etmeyip arkasını dönüp gitmesidir. Bu an, Jean-Baptiste’in zihnindeki "kusursuz benlik" imajının tuzla buz olduğu andır. Psikolojik olarak kendini temize çekemeyeceğini anlayan karakter, çözümü kendini alabildiğine suçlamakta bulur. Önce kendi suçunu ve ikiyüzlülüğünü itiraf eder, çünkü bilir ki kendini ilk suçlayan kişi, başkalarını yargılama gücünü ve üstünlüğünü yeniden ele geçirir. Bu, suçluluk duygusundan kaçmak için geliştirilmiş deha ürünü ama bir o kadar da hastalıklı bir ego savunmasıdır. Karakterin bireysel trajedisi, aslında modern toplumun yapısal bir yansımasıdır. Sosyolojik açıdan Düşüş, bireylerin birbirini gerçekten görmediği, ilişkilerin sadece vitrinlerden ibaret olduğu modern toplumunun bir eleştirisidir. Jean-Baptiste, barda durmadan konuşarak karşısındakini (yani okuru/toplumu) kendi suçuna ortak eder. Çünkü
DüşüşAlbert Camus · Can Yayınları · 201919,2bin okunma
Reklam
Reklam