Bağlanmaktan korkanlar direndiklerini ifade edemedikleri, hatta bilincinde bile olmadıkları için ortadan kaybolarak pasif savunma yaparlar. Bu yöntemin (işini, hobilerini, hastalıkları bahane ederek kaçmak) muhatapları tarafından anlaşılması oldukça zordur.
1920'li yıllar Fransa'da geçen bir aşk öyküsü. Erkek oyuncu 1. Dünya Savaşı'ndan dönmüş eski statüsünü yitirmiş Yves. Kadın oyuncu zengin kocası olan, alımlı, ekonomik sıkıntılara tanık olmamış burjuva Denise.
Neden oyuncu dedim? Çünkü anlatılanlar okurken film gibi gözümde canlandı. Bu güzel bir şey. Bu iyi bir şey. Ama kadın evli. Ama sevgilisi biliyor bunu. Bu hoş değil. Orası ayrı. Beni de bu ilgilendirmiyor, çünkü o zaman tadı kaçar. Her şeye mantıki yaklaşmak en azından edebiyat dünyasında gerçek tadı bozar.
Kadın zengin ama eşini sevmiyor, eşi kadının duygusal uzaklığının farkında.
Yves sıradan Yves, hayatın yeterince tokadını yememişçesine burjuva evli kadını sevmeye cesaret ediyor. Üstüne bir de gururlu. Ekonomik anlamda sıkıntılı dönemler geçirse de sevgilisinden yardım istemiyor, hatta üstüne para harcıyor. Ne demişler dengi dengine Yves. Ama tabii aşkın gözü kör.
Denise Yves'i gayet tutkulu, biraz fazla kaygılı, huzursuz bir biçimde seviyor. Onu kaybetmekten korkarak. Bir insan uzun süre buna nasıl katlanabilir anlayabilmiş değilim. Neyse. Yves ilişkiyi yönetiyor, Denise de boyun eğiyor. Ama zaten içgüdüsel olarak kaybedeceğini bildiğin bir şeyi neden istersin? Burası hala tartışmaya açık.
Yves kendi elit zevkleri yüzünden, biraz da burjuvaya uyum sağlayayım endişesinden bitap düşmüş, Denise'in bitmeyen isteklerinden yılmış, duygusal olarak mesafeli davranan erkek tipi. Denise gibi kadınların bayılacağı türden. Denise'e anlayışlı, güvenli bir ilişki olmaz zaten.
Yazar, kadın ve erkekleri kendi bakış açısından çok güzel anlatmış. Hissettiklerini, yaşadıkları yoğun duyguları çok güzel ifade etmiş. Ben severek okudum.
YanılgıIrene Némirovsky · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2024709 okunma
Bütün ilişkisini özenle aklından geçirdi. Tekdüzelik, can sıkıntısı, kaygı, hüzün... Bir sonbahar günü gibi gri ve hüzünlü, zavallı aşk... Niçin şimdi hafızasında bir tür buruk tatlılıkla canlanıyordu peki?