Kendisini rahatsız eden her şeyi kırıntılar haline getirip ceplerine dolduruyor, sonra da teker teker çıkarıp sabahlığının kurmaşına sürte sürte yok ediyordu.
Yaşamın iki ila üç yılı, çocuğun az gelişmiş Benliğinin ve diğerlerinin özerkliğini fark etmedeki eksikliğin normal olduğu bir narsisizm çağıdır. Büyüklenme, her şeye kadir olma, büyüsel düşünme, utanç duyarlılığı ve kişilerarası sınırların eksikliği, bu döneme dahildir. Bu dönemi aşmamız gerekir ama diğer tarafa geçerken bizi hoşgörecek ve sevgi gösterecek ebeveynlere ihtiyacımız vardır. Henüz göremediğimiz sınırları korumalarına, gerçekte kim olduğumuzu ve olabileceğimizi göstermelerine, utancı yönetip öfkeyi kontrol altına almada yardımcı olmalarına ve başkalarının dünyasında yaşamayı öğretmenleri için onlara ihtiyacımız vardır. Bu gerçekleşmediğinde çocukluk dönemi narsisizmine saplanıp kalabiliriz. Ayrılma-bireyleşme sürecini tamamlamakta başarısız olma narsisistik bir kişiliğe yol açar.
Özlü, böylece, Çocukluğun Soğuk Geceleri'nden dört yıl sonra yayımlanacak olan kitabı Yaşamın Ucuna Yolculuk'ta yaratacağı flanöz karakterin de temellerini atar sanki. "Aylak Adam" imgesini ters yüz eder; edebiyattaki aylaklık ve flanörlük kavrayışının ayarlarını bozan bir "kahraman" yaratır. Aylaklık ve flanörlüğün öznesini erkek olmaktan çıkarır.
"Flanör, Fransızca kökenli (flâneur) "aylak kent gezgini" veya "amaçsızca dolaşan gözlemci" anlamına gelen edebi ve sosyolojik bir kavramdır. Sanayileşen büyük şehirlerde, kalabalıkların arasında telaşsızca gezip modern yaşamı, toplumu ve mimariyi gözlemleyen, detayları inceleyen, "kentte yürüme sanatı"nı icra eden kişidir."