Sevmek bir eylemdir; edilgen bir duygu değil. Bir şeyin “içinde olmaktır”, bir şeye “kapılmak” değil.
En genel biçimi ile sevmenin etken yapısı, almak değil öncelikle VERMEK olduğu biçiminde tanımlanabilir.
Kalp zekasın vererek, alarak, isteyerek, reddederek gelişir. Ayrıca başkalarını dinlemeyi bilmemiz, onların bize gönderdikleri mesajlardaki şifreleri çözmemiz ve anlaşmazlıkları şiddetsiz bir şekilde çözmemiz gerekir.
Yas, uyum sağlama sürecidir.
Çözülmeyen her yas duygusal tıkanıklıklara neden olur. Hayatta başımıza tecavüz, saldırı, anne babamızın ihaneti gibi çok korkunç bir şey geldiğinde bu, hayatımızı etkilemesin isteriz. “ hissetmek istemiyorum, düşünmek istemiyorum.” Ama enerjimizin çoğunu onu bilinçaltımımızda tutmaya harcarız.
Çocukların birbirlerine karşı acımasız ve kötü olduğunu; küçüklerle, kızıllarla, daha kötü giyimlilerle ya da daha şişmanlarla dalga geçtiğini hep söyleriz. Farklı olanla dalga geçerler ama bu mutlu ve kendileriyle barışık bir çocuğun doğal davranışı olabilir mi?
Çocukların oldukları gibi kabul edildiği yerlerde böyle davranışlar görülmez. Çünkü kişi kendini savunmak, kendi kimliğini korumak için dalga geçer. Eğer kendi kimliği güçlüyse zaten başkalarına aşağılama ihtiyacı hissetmez.
Dalga geçmek başkasıyla araya mesafe koymaktır. Başkasının acısından duyulan rahatsızlık , farklılık karşısındaki çekingenlik, samimiyet korkusu gibi başka duygulara karşı savunmadır. Başkaları üzerinden eğlenmek, kendini daha yüksek bir noktaya koymak ve kendini güçlü hissederek rahatlatmaktır.