Aziz arkadaşlarım! Her şeyden önce her gelişmenin ilk yapıtaşı olan meseleye temas etmek isterim. Her araçtan önce büyük Türk milletine onun bütün emeklerini kısır yapan çorak yol dışında kolay bir okuma yazma anahtarı vermek lazımdır. Büyük Türk milleti cehaletten az emekle kısa yoldan ancak kendi güzel ve asıl diline kolay uyan böyle bir araçla sıyrılabilir. Bu okuma yazma anahtarı ancak Latin esasından alınan Türk alfabesidir. Basit bir tecrübe Latin esasından Türk harflerinin, Türk diline ne kadar uygun olduğunu şehirde ve köyde yaşı ilerlemiş Türk evlatlarının ne kadar kolay okuyup yazdıklarını güneş gibi meydana çıkarmıştır.
Türk milleti; kaderini Büyük Millet Meclisi'nin yeterli ve vatansever eline verdiği günden itibaren karanlıkları sıyırıp kaldırmış ve ümitleri boğan felaketlerden milletlerin gözlerini kamaştıran güneşler ve zaferler çıkarmıştır.
Botswana milleti (Motswana) eğer millet olmamış olsa, küçük aşiret/kabile aidiyetlerinden daha önemli ve kolektif bir kimliği olmamış olsa, yahut bu aidiyetin zayıflığı yüzünden Marksist bir Pan-Afrikacı bir çizgi takip etse bugün komşularından çok daha müreffeh ve istikrarlı bir ülke kurabilir miydi? "Yöneticinin kendinden olmasını istemek" millet olma halinin bir belgesidir, ancak tek başına yeterli de değildir: Küçük cemiyet birimlerini aşan bir millet aidiyeti yoksa, her etnik topluluk/aşiret yöneticinin kendisinden olmasını isteyecek, bu gerçekleşmiyorsa devlete yahut ulusa aidiyet hissetmeyecektir. Bir anayasa ne kadar çoğulcu, ihatacı ve özgürlükçü yazılırsa yazılsın, hatta bizzat Acemoğlu ve Robinson tarafından kaleme alınsa bile, bu aidiyet yoksa asla işlemeyecektir.
Toplumun mekanizmaları iyi işliyorsa, millet olma halini tehdit eden iç ve dış yapılar yoksa, milliyetçilik bir tür tabii yönelim olarak hemen bütün siyasi akımlara sirayet edecektir ve müşahhaslaşmasına gerek yoktur. Aksi senaryolarda ise milliyetçiliğin bütün diğer siyasi tercihleri faydalı ve etkili bir hale getirebilen bu temel mekanizmanın savunucusu ve zaman zaman mühendisi/mimarı olarak müstakil olması şarttır. Hatta, bir defa "yöntem"i ve faydaları tespit edeceğimiz reçeteyi ortaya koyduktan sonra, bu şartlara uymayan milliyetçiliklerin dışlanması, milliyet materyalini beyhude ve hatta muzır yere çarçur eden düşman akımlar olarak görülmesi de şarttır.