Fakat sen giderken kalbimin Misak-ı Milli sınırları-nı çizdin de gittin. Yokluğunla gelen kapitülasyonlar aynen devam. Alınan bu kararlar ışığında kartografyaya sardım, yokluğu-nun haritasını çıkarttım. Kuzeyde, güneyde, doğuda batıda tüm sınırlar senle başlıyor, senle bitiyor. İtalya na-sıl çizmeyse, kalbim de kuş bakışı bakınca dudakların işte.
Ama sen benim dünyamsın bilmiyosun. Benim dünyamda ne anlama geldiğin hakkında ufak bir ekmek kırıntısı kadar bile fikrin yok. Seni sevmeyi denedim. İnan bana. Sadece sevmek. Bir anlam yüklemeden, abartmadan, suyunu çıkarmadan. Sadece sevmek. Dümdüz, beklentisiz. Zehirli sarmaşıktın oysa sen. Elim, tenim, dilim, beynim derken içime kaçtın. Yüreğimi kaçıramadım ellerinden. Beş duyu organımın beşine de sen hükmediyordun sanki. Sen konuşurken melodiler erişirdi kulaklarıma. Dilim, adınla bestekâr oldu. Elim kolum sımsıkı bağlandı beline. Gözlerim, köşe bucak gözlerini arardı. Sen kokardı tüm sokaklar, tüm kadınlar, tüm şehir. Bahar kadar naif, papatya kadar kararsız, gül kadar eşsizdin. Güle oynaya, sırıta sırıta mahkum oldum sana. Tek kurşun atmadan beyaz bayrak açtı sana yüreğim. Bembeyaz bir sayfa açıp her yerini seninle karaladım. Yetmedi. Sığmadın, yüreğime kazıdım..
Dediler ki sevdiğin ölünce kalbinde kırk mum yanar, hergün biri söner. Kırkıncı gün hepsi söner biri bekler.
-içimde tek bir mum kalacaktı hani; peki ne, bu yürekteki bin dönümlük orman yangını?