fatma.

“Yeterince kitabın var” diyenlere cevabımız hazır.
"Eskiden usta bir mekana varmadan önce çırak varırdı, şeyh varmadan önce mürit, aşık varmadan önce maşuk varırdı. Sevilenleri incitecek ayrıntılar tek tek kontrol edilir, çıkıntılar düzeltilir, eğrilikler doğrultulur, mekan söze hazır hale getirilirdi. Tırabzandaki kıymığı tırnağımla kazıyıp düzleştiriyorum. Ustam arkamdan gelir mi bilmiyorum çiçeğim. Şeyhim ya da sevgilim. Ama sen geleceksin. Yeni bir nesil gelecek. Yeni bir neslin ağrısını çekiyoruz biz ve bu ağrı ustamız oluyor, şeyhimiz ve sevgilimiz."
"Ben inanmaya inanıyorum taya, bir denizin rengi değişikse orada bir masumun boğulduğuna inanılır, ben de inanıyorum, aşığın kan kusup öldüğü yerde şifalı otların bittiğine inanılır, ben de inanıyorum, düşmandan korunmak için 'ya beni taş et, ya beni kuş et' diye feryat eden kadının kuş olduğuna inanılır, ben de inanıyorum, su altında kalan minarelerin sadece dürüst kayıkçıların küreklerine değdiğine ben de inanıyorum"
"Holün bir ucu mutfağa diğer ucu kilere açılıyor. Ustam kiler midir, mutfak mıdır diye düşünüyorum. Tedarik mi eder, şekil mi verir? Pişmişler ve çiğler hakkında neler düşünür? Misal pişmek isteyen de çiğ midir? Pişmek isteyen çiğ midir usta?"
"O burada değil. Gelmeyerek veya beklemeyerek mühlet vermiş olmalı. Saçlarımı ve gülüşümü prova etmek için zamanım var. Harika! Mühletin böylesi ne tatlı! Ama hayır meleğim. Mühletin her türlüsü berbat. Plasentanın içi mükemmel olsa da doğumdan sonrasına hayat demiyor muyuz. Ben saçlarım karışık ve yarım bir gülümseme ile de olsa buluşmak istiyorum. Beklemek istemiyorum."