metin yüksel

Irgatbaşı: - Neyse, dedi. Bunlar senin benim bileceğim işler değil. Biz şurda birer eciriz, köle. Mal sahibinin atı, itiyiz... Usta'nın da tepesi attı: - Beni karıştırma! - Sen de maaşlı değil misin? - Maaşlısı, evet. Atı, iti, eciri, kölesi... - Değilsin ha? - Değilim tabiî. Emekçiyim ben, köle değil! Irgatbaşı kızgın güneşin altında göz alabildiğince uzanan tarlaya baktı. Canı iyice sıkılmıştı. Tadını kaçırıyordu bu adam artık! Terini elinin tersiyle sildi. Güneşin çiğ aydınlığı dağı, taşı eritmiş duman haline getirmişti sanki.
Sayfa 257·Kitabı okudu
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Sulukozacılar sırılsıklam üst başlarıyla titreşiyorlardı. Kâtip: - Ne o? dedi. Ne oluyorsunuz? Kalın kemikli, iriyarı ama kupkuru biri: -Donuyok, diye tekrarladı. Kâtibin yüzü bok koklamışçasına buruştu: - Donuyoruz desene lan, hırt! İşçinin çeneleri vuruyordu: - Donuyok, diye tekrarladı. - Donuyoruz de be! - Donuyok. - Mahsus mu yapıyorsun? Do-nu-yo-ruz! - Do-nu-yok. - Ayı efendim ayı. Donuyoruz! - Diyemem kâtip efendi, dilim alışmış bir sefer, dönmüyor... Araya Irgatbaşı girdi: - Nefesini tüketme. Bunlar nerde insanlık nerde. Bunlara var mı somun! Yerler! Var mı nallı Fatma? Tamam... Kâtiple Irgatbaşı arka mağazalara gülüşerek giderlerken, «Donuyoruz》 diyemeyen işçi eliyle arkalarından «Nah yaptı. Sonra da iş arkadaşına döndü: -Donuyoruz, dedi. Arkadaşı güldü: -Kâtibe niye demedin? -Keyiflensin diye... - Keyiflensin diye mi? Keyiflensin diye. Bizi ayı, kendini adam bellesin fıkara!
Sayfa 70·Kitabı okudu
Hışırlığın Nedeni
Oysa bizim taşra politikacıları olabilecekleri şeyi olamıyor, olmayacakları şeyi olmaya çalışıyor ve pek ofsayıtta kalıyorlardı. Örneğin bir ortaokul öğrencisi Türkçe yazı görevini hazırlarken Lenin'le Mustafa Kemal'i kıyaslamış ve Mustafa Kemal'i de daha üstün bulmuştu. On dört yaşındaki çocuğu derhal tutuklamışlar ve zindana atmışlardı. AP'li senatörlerden bir grup bu olayı konuşurken içlerinden göbekli bir tanesi, altın dişlerini göstere göstere, avucunun içiyle de havayı pompalayarak: - Oh şimdi orada hepsi ırzına geçmişlerdir veledin, diyordu. Bunu hiçbir gerçek burjuva bizzat ağzıyla söylemez. Bağlı olduğu sınıf en genis cellât örgütünü kullansa dahi, burjuva, kişisel ilişkilerinde ince, kibar ve insancıldır. Bizim taşra politikacıları ise inadına ruhsuz ve barbardırlar. Ve içten içe de sermaye düzeninin baş savunucusu oldukları halde iyi yetişmiş şehirlilere düşmandırlar. Yani burjuva olmadan sermayeci olmak istiyorlardı. O zaman da çifte bir tenkit makasının arasına giriyorlardı.
Sayfa 230·Kitabı okudu
Büyük Cunta Ve..
Bundan sonra, cuntalar, iki ayrı grup halinde gelişerek faaliyetlerini sürdürecekti, Madanoğlu cuntası: Harp Akademileri çevresinde 1967'lerde kurulan ve daha çok albay rütbesindeki hocaların meydana getirdiği askeri cuntaya el attı. Kabibay cuntası ise, ihtilal hazırlığı yapan generallerle irtibat kurdu. Generallerin meydana getirdiği gruba «BÜYÜK CUNTA» da denir. Bu cuntanın başında, Selim Paşa ve Yavuz Paşa diye anılan, Faruk Gürler ile Muhsin Batur vardı.
Sayfa 114·Kitabı okudu
Cuntanın Gayesi
Madanoğlu cuntasına girmeden önce, bu cuntaya rengini veren YÖN'cülere göre, Ordu ile işbirliği yapılarak, Silahlı Kuvvetler politikaya sokulmalıydı. Bu cuntanın fikir babalarından Doğan Avcıoğlu YÖN dergisinin 39. sayısının da, Ordu'nun devrim yapmasını telkin etmişti. Yazıda, askerlere karşı bir darbe yapılmayacağı ifade edildikten sonra, bunun için de, silahlı kuvvetlere propaganda yapılması hedef alınıyordu. Yola «Milliyetçilik» fikrinden çıkılacaktı Böylece ideolojik tartışmalar içine girmeyen subaylar da, kolayca avlanacak ve geniş bir cephe meydana getirilecek, karşı hareketlerin yapılması önlenecekti
Sayfa 110·Kitabı okudu