Serap Kayıkçı

Serap Kayıkçı
@eksiii_limon
Deli zekâlı bir özgürlükle beslenen kalemim, kelimelerin iyileştirici gücüne tutunarak yarım kalmış hikâyeleri absürt bir dokunuşla tamamlamaya çalışıyor.
Sinemadan Çıkmış İnsan" Hissi Vermeyen Akıcı Kitap: Sarı Yüz
Puan vermedi·303 syf.··
2026 8. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 28 Nisan 2026 22:33
Ay bu kitap o kadar çok övüldü, o kadar gözümüze sokuldu ki dayanamayıp düştüm ben de bu tuzağa. Edebi yanının çok kuvvetli olduğuna dair asla bir iddiam yok baştan söyleyeyim, ama etkileyici olduğu gerçeğini de inkar edersem çarpılırım! Hele o son 50 sayfa nasıl aktı bitti zerre anlamadım. Kendimi bir an Pretty Little Liars dizisinden bir sahnenin tam ortasına düşmüş gibi hissettim yahu. Kitap okumadım da, sanki mısırımı patlatıp gerilimli bir film izledim resmen. ​Kurgu falan ama bayağı hayatın içinden meret. Edebiyat dünyasının o acımasız kulislerini, ırk ve kimlik meselelerini, fırsat eşitsizliğini falan acayip keskin eleştirmiş. İş hayatı, işsizlik, etrafımızdaki o çıkarcı tipler derken "Oh be, bu dertler sadece bana özel değilmiş" diye bir garip rahatlıyorsunuz okurken. En çok da sosyal medyanın o adaletsizliğini vuruyor yüzünüze. Sizi bir saniyede bulutların üzerine çıkarıp, ertesi gün nasıl bir anda Yerin Dibine sokabileceğini çok net gösteriyor. ​Ama gel gelelim, bu kadar akıp gitmesine rağmen tam olarak "bayıldım" diyemiyorum. Neden mi? Çünkü bende bir kural vardır; bir kitabı gerçekten sevmem için o son sayfayı kapattığımda şöyle kısa bir an bile olsa durup uzaklara dalabilmeliyim. Yusuf Atılgan'ın o meşhur Aylak Adam'ında bahsettiği "sinemadan çıkmış insan" sersemliği çökmeli üstüme. İşte o his uyanmadı bende. Kapağı kapattım ve "Eee, bitti mi şimdi?" dedim kaldım. ​Kitabı bitirince kendi kendime mırıldandığım tek şey şu oldu: Demek ki önemli olan hikayenin kendisi değilmiş, o hikayeyi kimin, nasıl anlattığıymış... Tabii bu benim penceremden görünen. Siz okuyunca tam tersini de düşünebilirsiniz, orası tamamen sizin paşa gönlünüze kalmış!
1000k
Sarı YüzR. F. Kuang · İthaki Yayınları · 202513,3bin okunma
Reklam
Hayat deneme kabini olsa üstünüze ne giyerdiniz?
8/10
·216 syf.··
2026 7. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Nisan 2026 12:26
Kitabın adını tek nefeste okumayı başarırsanız tebrikler, ilk edebi testi geçtiniz! Sasa Stanisic sağ olsun, o uzun ismin hakkını veren okuru konfor alanından yaka paça çıkaran bir kurgu yaratmış. Kitap 12 kısa bölümden oluşuyor ama okuduğunuz her cümlenin ardından 'Yazar burada tam olarak beynimin hangi kıvrımıyla oynuyor?' diye duraksıyorsunuz. Metnin asıl vurucu yanı ise o sürekli şekil değiştiren anlatıcısı. Bir bakıyorsunuz Bosna'dan kaçan bir göçmenin zihnindesiniz, bir bakıyorsunuz yazarın o ironik, muzip sesini duyuyorsunuz. Sayfayı çevirince 'Acaba sıradaki anlatıcı ben miyim?' diye kimliğinizi yokluyorsunuz. Başta bu durum okuru biraz zorluyor gibi gelse de aslında bu çok sesli, yer yer kopuk yapı; köklerinden koparılmış, aidiyetini arayan bir insanın zihninin kusursuz bir yansıması. Balkanlar'dan Almanya'ya uzanan o zorlu göç yolculuğunda insanın hikayesi de böyle bölünüyor, kimliği böyle katmanlı hale geliyor demek ki... Metnin bireysel olduğu kadar kolektif bir dille ilerlemesi de bence tam olarak bu yüzden muazzam bir edebi tercih. Yazar o kültürel ritüelleri, toplum meselelerini ve 'yabancı olma' hissini öyle güzel metaforlara saklamış ki satırlar arasında edebi bir hazine avına çıkmış gibi hissediyorsunuz. En sonunda da dönüp bize 'Hayat bir deneme kabini olsaydı nasıl olurdu?' diye soruyor. Sahi, sığındığımız o yeni hayatlarda, o daracık deneme kabinlerinde üstümüze geçirmeye çalıştığımız kimlikler ne kadar bizim, ne kadarı emanet duruyor? Zoru seven, beynini şezlongda yatırmak yerine edebiyatın o derin, biraz tekinsiz ama bir o kadar da ufuk açıcı sularına dalmak isteyenler buyursun. Peki sizce hayat bir deneme kabini olsaydı, sizin denediğiniz o ilk kıyafet üstünüzde nasıl dururdu?"
Vagonlar Arası Kader Mesaisi: Bir Ayfer Tunç Senfonisi
10/10
·264 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
16 günde okudu
·
Okunma: 15 Nisan 2026 16:46
Ayfer Tunç’un o meşhur "insanı orta yerinden yakalayan" kurgularından birini daha bitirmenin haklı gururu içerisindeyim.( Bu sefer geç bitirdim ama mücbir sebepler ) Bir dergi kapağındaki o gizemli kızın izinde, üç farklı hayatın bir yemekli vagonda kesişmesi... Şiir gibi değil mi? Ama öyle uysal bir şiir de beklemeyin; bayağı çarpışmalı bir buluşma bu. Bünyamin sağ olsun, hikayenin en net, en "başı sonu belli" karakteri olarak içimizi ferahlattı. Fakat iş Ersin ve Selda’ya gelince olay biraz değişiyor. Bu ikilinin akrabalık ilişkilerini çözmeye çalışırken yer yer beynimin kıvrımlarında ufak çaplı kısa devreler yaşamadım değil. "Kimin eli kimin cebinde" demeyelim de "Kimin kaderi kime düğümlenmiş" diyelim; öyle bir karmaşa ki insanın eline kalem kağıt alıp soyağacı çizesi geliyor. Yine de bu kadar imkansız bir kesişimin bu kadar doğal anlatılması tam bir ustalık işi. Şimdi bu enfes hikayeyi sindirmişken asıl büyük lokmaya, yani Yeşil Peri Gecesi’ne geçmek için sabırsızlanıyorum. Şebnem’in dünyasına girmeden önce bu vagon yolculuğu harika bir hazırlık oldu. Kemerleri bağladım, Yeşil Peri’ye uçuşa geçiyorum. Ayfer Hanım, bizi yine dert sahibi yapmaya hazırsanız, ben de hazırım!
Roman
Kapak KızıAyfer Tunç · Can Yayınları · 202013,7bin okunma
Cam Tavanlardan Kast Sistemine: Üç Farklı Hayat Tek Bir Düğüm
Puan vermedi·188 syf.··
2026 1. kitabı
Fransa’da yayımlandığı dönem fırtınalar koparan ve listeleri altüst eden bu roman, okuru ağır edebi tasvirlere boğmadan, son derece sürükleyici ve akıcı bir dille kadınların tarih boyu süregelen var olma mücadelesinin tam ortasına bırakıyor. Hikaye, dünyanın üç farklı ucunda, birbirlerinden tamamen habersiz ama kaderleri aynı direniş ipiyle örülen üç kadının etrafında şekilleniyor: Giulia (İtalya): Babasının geçirdiği kaza sonrası komaya girmesiyle aile atölyesinin yükünü omuzlayan, kendi kazancından çok yanında çalışan emekçi kadınların mağdur olmaması için çırpınan fedakar bir ruh. Smita (Hindistan): Sırf kadın ve "parya" olduğu için tüm hakları yok sayılan, kızının da kendisi gibi lağım temizleyicisi olmaması adına kaderine başkaldıran ve okuması için insanüstü bir savaş veren bir anne. Sarah (Kanada): Kariyerini her şeyin önüne koyup o meşhur cam tavanları paramparça eden, ancak yakalandığı kanserle o parçaların kendi üstüne yıkılmasına şahit olan başarılı bir avukat. Farklı coğrafyalar, farklı kültürler ve bambaşka hayatlar... Ancak hepsinin ortak noktası eşitlik, özgürlük ve ayağa kalkma çabası. Yolların birleşeceği noktayı kurgunun gidişatından tahmin edebiliyorsunuz, sonu sizi büyük bir ters köşeye yatırmıyor. Hatta finali hafiften o içimizi ısıtan "Türk filmi" tadında. Fakat o üç kadının hayatının kesiştiği anlarda yine de gözyaşlarınıza hakim olamıyorsunuz. Kitabın yormayan, kelimenin tam anlamıyla "çerezlik" diyebileceğimiz ama hissi çok güçlü bir dili var. Olay örgüsü o kadar akıcı ki her yerde, her fırsatta elinize alıp okuyabilirsiniz. Benim için kitabın tek eksiği, Hindistan’daki Smita’nın hikayesinin finalde biraz havada kalmasıydı. O zorlu mücadeleden sonra "Acaba o yeni hayata gerçekten tutunabildiler mi?" diye sormadan edemedim, keşke yazar orayı
Saç ÖrgüsüLaetitia Colombani · Yan Pasaj Yayınevi · 202017,6bin okunma
Taş, Kağıt, Makas: İskoçya Sislerinde Oyunu Kim Kazanacak?
Puan vermedi·312 syf.··
2026 4. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 31 Mart 2026 20:27
İtirafımdır: Kitabın kapağını henüz kapattım ve fırından yeni çıkmış, dumanı üstünde taptaze yorumlarımla geldim karşınıza! ​Bazen insanın o ağır edebi metinlerden, derin felsefelerden, mantık süzgeçlerinden falan biraz uzaklaşıp "sadece okuyayım, su gibi aksın gitsin" dediği anlar olur ya... Hah, işte tam o anların kurtarıcısı bir kitapla buradayım. Biliyorsunuz, zihni nadasa bırakmak için arada böyle tatlı okuma kaçamakları da lazım hepimize. ​Ne yazsam büyüsünü bozacak, spoiler olacak gibi hissediyorum, o yüzden en iyisi kısa ve öz geçmek: ​Yolculuk Başlıyor: Evlilikleri biraz yorgun düşmüş, ömrünü doldurmaya yüz tutmuş bir çiftimiz var. Bir anda İskoçya'nın o puslu atmosferindeki ıssız bir şapelde sürpriz bir tatil kazanıyorlar. İnsan böyle durumlarda ne der? "Belki biraz uzaklaşmak bize iyi gelir." İşte onlar da bu umutla yola çıkıyorlar ve... Sonrası bildiğiniz olaylar, olaylar! ​Atmosfer: O gizemli şapelde yankılanan fısıltılar, beklenmedik anlarda kesilen elektrikler, duvardan size bakıyormuş gibi duran o tuhaf tablolar... Atmosfer gerçekten içine çekiyor. Kitap sürükleyicilik açısından çok başarılı, sayfaların rüzgar gibi nasıl geçtiğini anlamıyorsunuz. ​Ufak Bir Sitem: Fakat minik bir sitemim var: Çoğu gerilim türünde karşılaştığımız o klasik tuzağa bu kitabımız da düşmüş. Yazarımız finalde okura o meşhur "ters köşe" hissini yaşatmak isterken, maalesef birkaç mantık hatasının arasına sıkışıp kalmış. ​Kısacası; Bana o iliklerime kadar hissetmek istediğim gerilim tadını tam olarak verememiş olsa da kafa yormadan, merakla okuyup bitirilecek çok keyifli, akıcı bir kitaptı. Eğer sizin de zihninizi dinlendirmek istediğiniz, sadece hikayenin akışına kapılmak istediğiniz bir döneminizdeyse, kesinlikle şans verilebilir!
Taş Kâğıt MakasAlice Feeney · Yabancı Yayınları · 20238,4bin okunma