10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 51. kitabı
·
36 saatte okudu
·
Okunma: 24 Nisan 2026 05:35
Bu metinler bir yere yetişmek için yazılmadı. Daha çok, bir yerde durmak gerektiğinde ortaya çıktılar. Gündelik hayatın içinde biriken küçük gecikmelere, açıklanmadığı için eksik sanılan anlara ve çoğu zaman fark edilmeden geçip giden hâllere bakıyorlar. Burada büyük şeyler olmaz; çünkü büyük şeyler çoğu zaman gürültülüdür. Oysa bu öyküler, sesini yükseltmeyen hâllerle ilgilenir. Hayat Biraz Telveli, hayatın akışında geride kalanları, kenarda duranları ve adını koyamadığımız duyguları anlatan altı öyküden oluşur. Her biri farklı bir yerde geçer, farklı bir sesle konuşur gibi görünse de aynı ritimde ilerler. Hiçbiri büyük bir son vaat etmez; çünkü burada mesele varmak değil, bir süre durmaktır. Bu öyküler, okura bir mesaj vermek için değil; tanıdık duygularla karşılaştırmak için yazıldı. Metinler açıklamaz, yönlendirmez; hissettirir. Okuru hızla tüketilen bir anlatının içine çekmek yerine, durmaya ve bakmaya davet eder. Çünkü bazı hâller, ancak yavaşlandığında fark edilir. Hayat, kopuş anlarından çok; beklenen ama gelmeyenlerden, ertelenenlerden, içten içe yer değiştiren duygulardan oluşur. Bu yüzden bu kitap, olay öykülerinden değil, durum öykülerinden oluşur. Ben bu metinleri yazarken büyük cümlelerin, büyük olayların peşine düşmedim. Burada kimse aniden ölmez, kimse bir anda her şeyi değiştirmez, dünya yerinden oynamaz. Çünkü bana kalırsa hayat da çoğu zaman böyle yaşanmaz. Hayatın büyük kısmı zaten bu küçük, sessiz anlardan ibarettir. Bu kitap, anlatmak için seçilmiş anlarla değil; yaşanırken fark edilmeyen hâllerle ilgilenir. Metinler boyunca açıklama yapmamaya özellikle dikkat ettim. Okuru bir sonuca taşımak yerine, okurun yanında yürümeyi tercih ettim. Çünkü durum öyküleri cevap vermez; hissettirir. Okurken “sonra ne oldu?” sorusu değil, “ben bunu biliyorum”
Hayat Biraz TelveliUmut Furkan Çakır · Natura Yayınevi · 2026249 okunma
8/10
·152 syf.·
2026 52. kitabı
(Hümeyra’nın Sessiz Gemi’si eşliğinde okunmalıdır.) Nils Vik’in Öldüğü Gün… Böyle söyleyince pek kolay. Bir başkasının adıyla, bir başkasının gününe yerleştirerek. Sanki başına kendimiz dışında bir isim koyunca biraz uzağa düşüyormuş gibi.Ama biraz yaklaştırınca “……nın/nin Öldüğü Gün” başlıktaki o boşluk kendiliğinden dolmuyor mu ? Benim Öldüğüm Gün. Senin Öldüğün Gün. Hepimizin adı pek yakışmıyor mu bu başlığa? (Yakışmıyor sahi , bir başka ad lazım buraya…) Evet , “ölmek” sözcüğünde kendimizi öteleyen bir yer var. Bizi yalnızca seyircisi, şahidi, kalanı olduğu bir hizaya yerleştirdiği bir yer. Çünkü o hep başkasıyla ilgili, hep diğerinin başından geçen. O yüzden biz kıyıda dururuz, olanı izleriz, geride kalan oluruz. Ölüm, dilde bile bize ait değildir; hep üçüncü tekil şahıstır o. Öldüm diyecek halimiz yok di’ mi? Nils Vik ne yapıyor peki ? Öznesi oluyor kendi seyrinin. O gün tanıdık olanın içinde ilerliyor. Sabah uyanıyor,kahvesini yapıyor, evin içinde dolaşıyor. Eşyalarla, alışkanlıklarla, küçük ritüellerle çevrili bir gün. Diğer günlerden hiç farkı yokmuş gibi…(Yokmuş ki…) Bir kartpostal, birkaç cümlelik veda. Bodrumdaki gazeteler ,yılların üst üste yığılmış hali , sanki zamanı tutma çabası. Ama en çok da şilte… Üzerinde yaşanmışlığın izlerini taşıyan o yüzey. Nils Vik’in onu yakması, yalnızca bir eşyayı yok etmek değil de hayatının okunabilirliğini silmek mi? Ve sonra tekne… Belki de en eski metafor. Hepimiz bir yerden bir yere geçiyoruz ama buna “yolculuk” diyoruz “gidiş” demek ağır geldiğinden.Nils Vik tekneye biniyor , yolculuk için değil “gitmek” için … ama yalnız değil.Bizim teknemize binenler gibi.Karşılaştıklarımız, yanımızda yürüyenler, sonra bir şekilde eksilenler ama yine de bizimle kalanlar, hayatımıza uğrayanlar , kısa kalanlar,uzun
Nils Vik’in Öldüğü GünFrode Grytten · Metis Yayınları · 2025149 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Puan vermedi·116 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
Kitabın en baskın yanı okura verdiği gerçeklik hissi. Evet diyorsunuz, Umut'un yaşlarındayken aşk tam da böyle yaşanır, böyle hissettirir. Fakat yıllar sonrasındaki Tahir'i okurken ise bambaşka bir hâl durumuna geçiyorsunuz. Artık sadece bir hissiyat değil, okurken tamamen o duyguları giyme durumu var. Yazar, bir aşkın resmini çizmiş ama siz tüm o hesaplaşmayı yaşıyorsunuz. Bu kitapta hayattan çalınan kısa anlar kadar mutluluk ve insanın hayat hikayesinde daha çok iz bırakan yaralar var... Yarım kalanlar, onca yıl yaşıyormuş gibi yola devam edenler, eksilenler, ateşten çemberin içinden geçenler, bir gün bir yerlerde gerçek aşkın kıyısında durmuş olanlar okurken kendinden izler bulacak... Karakterlerin okur için ete kemiğe büründüğü kitapta ben Tahir'in aşkına saygı duydum. Kitabın sonu için ise şunu söyleyebilirim: Hayatta attığınız her adım gelecek için birçok olasılık doğurur. Yazar da okura aralarından seçebileceği birkaç olasılık bırakmış. Benim için kitap Sezen Aksu'nun, 'Aşk için ölmeli, aşk o zaman aşk' dediği yerde bitti. 15 yıl sonraki Tahir de aynı kişi değil, Elif de. O yüzden başka bir son yakıştıramadım kitaba. Bu kitapta çok okuyan bir kalemin emeği var. Hissederek, düşünerek okundu, herkese tavsiyemdir.
Zaten O Şarkıyı Ben Sana YazmadımOrkun Galolar · İnkılâp Kitabevi · 202674 okunma
7/10
·336 syf.··
Beğendi
·
2024 34. kitabı
Elinize alıp bir çırpıda okunup bitirilecek bir kitap değil.Sindire sindire okuyup uygulamaya geçmek en güzeli olacaktir.Kitap olumlu yönlü elinizde çok sürünüyor.
Öz Şefkatli FarkındalıkChristopher K. Germer · Diyojen Yayıncılık · 20181,107 okunma
Puan vermedi·616 syf.··
2025 277. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 26 Temmuz 2025 20:35
“Aşkın, Servetin ve Vicdanın Sessiz Çığlıkları” Henry James’in Güvercin Kanatları, zarif anlatımı ve katmanlı karakter çözümlemeleriyle, görünüşte bir aşk üçgeninin ardına saklanan ahlaki bir savaşı gözler önüne serer. Romanın kalbinde, ölümün gölgesinde yaşayan zengin ve saf Milly Theale ile çevresindeki karmaşık ilişkiler ağı vardır. Ama aslında kitap, tek bir soruya sürekli geri döner: Bir insan, başka birinin ölmekte oluşunu kendi hayatını kurtarmak için kullanabilir mi? James’in anlatım tarzı, okurun kolayca içine düşebileceği bir akış sunmaz; aksine cümleler, düşünce labirentleri gibi kıvrılır. Ama bu labirentte ilerledikçe, karakterlerin zihinsel derinliklerine ve çelişkilerine ulaşırsın. Kate Croy’un soğukkanlı zekâsı, Merton Densher’ın ahlaki tereddütleri ve Milly’nin kırılgan asaleti, bu romanı salt bir aşk hikâyesi olmaktan çıkarır. Aslında Güvercin Kanatları, aşkı bile bir strateji tahtasına koyar. Her karakter bir hamle yapar. Ve sonunda oyunu kazanan yoktur. Sadece eksilenler, değişenler ve sessizce parçalanan ruhlar vardır. James, modern okura şunu sorar: “Birinin masumiyeti üzerine bir gelecek inşa edilebilir mi?” Cevap da, tıpkı Milly’nin gülümsemesi gibi hüzünlüdür: Güvercin kanatları, uçuşa değil, kaçışa uygundur.
Güvercinin KanatlarıHenry James · İş Bankası Kültür Yayınları · 2009134 okunma
Puan vermedi·224 syf.·
2025 129. kitabı
Pierre Augustin Caron de Beaumarchais (1732-1799), ününü, yazmış olduğu üç büyük Figaro oyununa borçludur. Birinci oyun Sevilla Berberi ya da Nafile Tedbir; ikinci oyun Figaro'nun Düğünü veya Çılgın Gün; üçüncü oyun ise Suçlu Anne veya Diğer Tartuffe'dir. Sevilla Berber'inden sonra okuduğum bu kitapta da ilk kitaptaki aynı kişiler ve onlara eklenenler veya eksilenler var. Yani bir devam oyunu gibi değilse de aynı kişilerle oynanan farklı bir oyun söz konusu. Kont Almaviva'nın uyanık uşağı Figaro ile kontesin uşağı Suzanne'ın evliliğindeki komik olaylar anlatılmakla birlikte aristokrat insanların, uşaklarına köle gibi muamele etmesi eleştiriliyor. Kont gibi soylu insanların uşaklarını evlendirip, evlilik gecesi "ilk gece hakkı" denilerek uşağının evlendiği kızla bir gece geçirmesi geleneği (18.yüzyılda Avrupadaki sisteme bakın! ), komedi tarzı bir oyunla eleştirilmiş. Oyunda kişi sayısı çok fazla, ama kişilere takılmadan okusanız bile konu ve olaylar çok net anlaşılıyor.
Figaro'nun Düğünü veya Çılgın GünPierre Beaumarchais · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 2020224 okunma