Hikâyeyi bir babanın iç sesinden dinliyoruz, parça parça.. Oldukça cesur, gerçekçi ve sorgulayıcı bir iç ses.
Öte yandan, kitapta çokça yazım yanlışı ve anlatım bozukluğu vardı. Çevirisinin tekrar gözden geçirilmesi iyi olurmuş.
Kimi zaman gözlerimi yumup tekrar açmayı deniyorum. Duvarlar boyunca sendeleyerek yürüyen o çocuk kim? Onu ilk kez görüyorum, o bir engelli. O olmasaydı, yaşantımız nasıl olurdu, diye düşünüyorum. Hayır, hayır bunu düşünemiyorum. Pek çok yaşantı kurgulayabiliriz ama kendimizinkinden asla vazgeçemeyiz.
En düşkün olduğumuz insanların güvenini yitirdiğimizi görmek çok vahşi bir deneyimdir ve hepimiz bunu bir kez tatmışızdır. Bu bizi yeniden aynı yanlışa düşmemek konusunda silahlandırılmıştır, ama bu zırhı kuşanırken, hem kendimiz hem de karşımızdaki düşünmeden davranma serbestisini yitirmiştir.
Bunu beklemiyordum değil mi?
On-on beş yaşları arasında birkaç yıl boyunca, değişik olaylar karşısında bana böyle dedi. Telefonla o sevdiği pop müzik konserlerinden birine, gişe memurunun sözünü kesmesine gerek kalmadan iki kişilik yer ayırtabildiğinde. Genellikle onun ağır ağır, vurgusuz kimi zaman hatalı konuşmasını duyanlar biri alay ediyor sanıp yüzüne kapatıyorlar. O, teslim bayrağını çekmiyor, yüzü ter içinde kalıyor, gözleri parlıyor; bu da beni hem gururlandırıyor hem de çileden çıkarıyor. Telefon konuşmasına müdahale etmek, hattın öteki ucundaki kişiyi daha dikkatli ve nazik olması konusunda paylamak, hemen o 'anlamıyorum,' sözcüğüne başvurmaması ve bu sözü söyledikten sonra sevinmesi değil, pişman olması gerektiğini anımsatmak geliyor içimden.