Ama bilgece bir gizlilikle öksürüyordu, her seferinde, elinden bir şey gelmediğini, bunun kendi dışında bir şey olduğunu ama terbiyesi gereği katlanması gerektiğini göstermek istercesine başını öne eğiyordu. Böylece öksürüğünü taklit edilmeye yatkın bir tike dönüştürüyordu.
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯
Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Daha çok yol var mıdır? Yoo, şu ilerideki nehri geçmek, yeşil tepeleri aşmak yeterlidir. Belki de varmışızdır bile. Şu ağaçlar, kırlar, şu beyaz ev belki de bizim aradığımız şeylerdir. Bir an, bunun doğru olduğuna inanıp, orada durmak isteriz. Sonra, kulağımıza ileride daha iyisinin olduğu çalınır ve tasasız bir biçimde yeniden yola koyuluruz.
İnsan, böylelikle, umut dolu, kendi yolunda gider durur; günler uzun ve sakindir, güneş yukarıda gökyüzünde parlamakta ve akşam bastığında üzülerek yok olmaya yüz tutmaktadır.
Ama bir noktada, belki de içgüdüsel olarak, insan geri döner ve arkasındaki kapının kapanarak dönüşü olanaksız kıldığını fark eder. İşte o zaman, bir şeylerin değişmiş olduğunun ayırdına varırız.
Demir bir kapı.
Ortasında alevler olan boş bir oda.
İçeride kilitli bir adam.
Adam elini yanlışlıkla yaksa,
Bağırsa, ağlasa, küsse..
Eee haktır canım, yangın acısı sonuçta.
Adam ertesi gün de yanlışlıkla tekrar yansa,
Bağırsa, küsse, ağlasa..
Ve ertesi gün de yansa,
Küsse, ağlasa...
Sonra bir kez daha tekrar..
Ağlasa...
Bir gün adam elini yakmış, diğer pek çok gün gibi.
Ve susmuş,
Ne bağırmış, ne küsmüş, ne de ağlamış..
Sevdam sevdadır.
Yakar. Ha ilk gün, ha bugün.
Alevin iradesi mi var azaltsın acıyı.
Öyle ya! bu yangın, bu acı, sevdamın neticesidir.
Artık korkarım bağırmaya, küsmeye, ağlamaya,
Olur da ağıtlarım şikayet sanılır, şikayet sayılır,
Bu sevda hali benden kalkar..
Özlemle gözlerim yangının acısını.
Öyle ya! Bu sevdamın neticesidir..
İşte bende hasıl olan bu acı sevdamın tek şahitidir.
Bu uzun gece boyunca hiç kimse ziyaretine gelmeyecek; bütün kalede, hatta sadece kalede değil tüm dünyada, tek bir insanoğlu kendisini düşünmeyecekti. Herkesin kendi meşguliyeti vardı, herkes kendi kendine zor yetiyordu.