Eller açık kitaplardır ve kitap olmaları, gerçekte var olsa da olmasa da el falına, yaşam ile kalp çizgilerine bağlı değildir, evet doğru duydunuz, yaşam dedim, yaşam, doğru duydunuz efendim, yaşam çizgisi ile bu konunun ilgisi yoktur,
eller açılıp kapandıklarında, okşadıklarında ya da vurduklarında, gözyaşlarını sildiklerinde ya da bir gülümseyişi gizlediklerinde, bir omza dokunduklarında ya da veda ettiklerinde, çalıştıklarında ya da hareketsiz kaldıklarında, uyuduklarında ya da uyandıklarında konuşurlar.
Ölüm ya da herhangi biri, işlerini her gün sorunsuz bir şekilde, yaptıklarından herhangi bir şüphe duymadan titizlikle yapar, tüm dikkatini daha önceden belirlenen adımları atmaya verir ve belirli bir süre içinde kimse işlerin yürütülüşü konusunda kendisine müdahale etmezse, o kişi zaman içinde kendini bir kral ya da kraliçe sayar, istediği gibi davranmaya başlar, neyi nasıl yapacağını kendi belirler...
İnsanlar ölümün bir gerçek olduğunu bilmelerine ve ondan kaçmanın mümkün olmadığının da farkında olmalarına karşın, o güne dek ölecek çok insan olduğunu değerlendirip sıranın kendilerine gelmesinin çok az bir olasılıktan ibaret olduğunu düşünerek yaşamışlardı, oysa şimdi perdelerin ardından gelecek postacıyı gözlüyor ya da sokak kapılarının ardında kendilerini bekleyen kana susamış korkunç bir canavarla karşılaşacakmışcasına titreyerek evlerine dönüyorlardı.
Sayın yönetmen, ben Ölüm değilim, yalnızca ölümüm, sizin hayal gücünüz Ölümün kıyısından bile geçemez, siz insanoğulları yalnızca gündelik ölüm olan beni tanıyorsunuz, bu bölümü bilerek böyle yazdığım kayda geçsin, dilbilgisi uzmanı da bunu böyle bilsin, benim en büyük felaketlerde bile yaşamın sürmesini engelleyemediğim anlar olur, sizler bir gün büyük harfle Ölümün ne olduğunu anlayacaksınız...