*Spoiler içerebilir*
Ana seriyle bağlantılı ayrıntıları fark etmek beni o kadar mutlu etti ki anlatamam. Snow’un alaycı kuşlardan nefretinin neden başladığını anlamak, “Hanging Tree”şarkısının orijini… Snow’un Açlık Oyunları’nı Açlık Oyunları yapan kişi oluşunu anladığımı söyleyebilirim. Tam iyi bir şey yapacak derken bildiğimiz Snow oluyor. Derler ya insan yedisinde neyse yetmişinde de odur diye… Bu kitap bu söze iyi bir örnek bence.
Benim için iyi işlenmiş bir kitaptı. Bir Başkentlinin gözünden Açlık Oyunları okumak iyiydi. Snow’un yobazlığını anlayabildim. Anlamış olmam sevmemi sağlamıyor elbette. Snow çizginin yanlış tarafına geçmeyi tercih ediyor sadece.
8/10
Ama duygularının değişmediğini düşünse de içindeki ihtiraslı gerginlik artık yavaş yavaş çözülüyordu. Sadece anılarla yaşamak insanın doğasına aykırıydı; nasıl bitkiler ve bütün canlılar renklerinin solmaması ve çanak yapraklarının kuruyup dökülmemesi için toprağın besleyici gücüne ve gökyüzünden süzülüp gelen canlı ışığı ihtiyaç duyuyorsa, aynı şekilde sözde gizli düşlerin bile belli ölçüde tensel gıdaya, duygulu ve canlı bir desteğe ihtiyacı vardı; aksi halde kanları çekilir, ışıma güçleri zayıflardı.