Hiçbir insanın yüzünü görmüyor, tek bir kişiyle tek bir kelime etmiyordu.
Her şeyden nefret ediyordu.
Günler ve geceler boyunca böğürerek öfkesini tüm evrene kustu. Sonra da haftalar ve aylar boyunca ruhunu yiyip bitiren o zifiri karanlıkta tek bir ses çıkarmadı.
Hayat tüm derinliği, genişliği ve değişkenliğiyle akıp geçerken, sürekli duyularını etkileyip sarsıyor, sayısız ayarlamalar yapıp anında çeşitli karşılıklar vermesini talep ediyor ve hemen her zaman doğal güdülerini bastırmak zorunda bırakıyordu onu.
Sevgisi, bir tür tapınmayı andırıyordu; sağır, dilsiz, sessiz ye çılgınca bir hayranlıktı. Aşkını sadece gözlerini sabitlenmiş bakışlarıyla, tanrısının her hareketinı durmaksızın izleyen gözleriyle ifade ediyordu.