“…Sağlık,tarihin bütün dönemlerinde olduğu gibi o zaman da sınıfsal bir mesele olsa da, ülkemiz henüz farklı sınıflara göre farklı türden hizmet veren özel hastanelerle kaynamadığından, toplumun en üst kesimleri ayrı tutulursa, bu tür ortamlarda sınıf farkları görülmez olabiliyordu. Devasa bir pazar olmasının yanı sıra sınıfsal farklılıkları görünmezleştirdiği için de düzenin gözüne batan; sağlığın (benzer bir biçimde eğitimin de) sistemli bir şekilde özelleştirilmesinin toplumdaki dayanışma duygusunu nasıl parçaladığı, toplumun en kalın katmanını nasıl alt sınıflara bölüp birbirine düşman ettiği hakkında….”
İnsan suyu bilmeyen balık gibiydi, bilmesi için sudan çıkması gerekiyordu. Hayat mecbur bırakmadıkça insan hayatı boyunca hayatını sorgulamıyordu, sorgulamak için bir sebep gerekiyordu.
Yaşamımın, yeşil incir ağacı gibi önümde dallanıp budaklandığını görüyordum. Her dalın ucunda tombul, mor bir incir gibi eşsiz bir gelecek beni çağırıyor, bana göz kırpıyordu. Kendimi dalların çatallandığı noktada otururken görüyordum, incirlerden hangisini seçeceğime bir türlü karar veremediğim için açlıktan ölüyordum. İncirlerin hepsini ayrı ayrı istiyordum ama birini seçmek ötekilerin hepsini kaybetmek demekti ve ben orada karar veremeden otururken incirler buruşup kararıyor, birer birer toprağa, ayaklarımın dibine düşüyorlardı.