Bir ucunda yanlışlar, diğer ucunda aldanışlar olmadan gelen ölümlerdeki saadeti, göklerin bulutlandığı ve kalplerin yandığı bir eşikte, bu dünya ile öte dünyanın eşiğinde, gidenlerle kalanların eşiğinde, kara mı ak mı, yakın mı uzak mı olduğunu bilemediğimiz bir vetirde ölümü bildim. Adı şehâdet idi...
Yaratılışta kardeş, dünyada eşit ve eş olduğunu bilen insanların dünyasıydı İslâmiyet. Kendi nefisleri için istediklerini ta yürekten başkaları için de isteyenlerin şiarıydı. Uzak iken yakın ve eş olanlar, birbirleriyle kardeş olanlar... Hakkı, doğruyu, güzeli yaymada ölümü göze alanlar, birbirlerine yalnızca Allah için yaklaşan, kaynaşan ve birleşenler... İyilikte yarışanlar, yarış içinde örnek hayatlar sürenler, birbirleri yerine ağlayanlar...
Bir ülkede, Ey Hâlife, askerin elinde silah bulunmasa, çarşılarda ticaret işlenmez hâle gelse, tarlalar ve bahçeler ziraattan kalsa o ülke yine yaşar; ama eğer bir ülkeyi yönetenler adalet ve hukuka uygun davranmazsa, vazifeler hak etmeyen insanların elinde olursa, din bozulur, ahlak bozulur ve ülke batar. Dünyayı kuvvet ve kanunlar değil, Allah'ın koyduğu güzel ahlak ve vicdan idare eder, unutma. Bunun için kime vazife verdiğine, kimi iş başına getirdiğine dikkat et. Bilirsin ki, hak etmeyen kişiye makam vermek, hazine değerini inciyi bataklığa atmak sayılır.